Türkiye’de Evlilik Geriliyor, Boşanma Büyüyor: Aile Kurmak Neden Giderek Zorlaşıyor?

Yayınlama: 12.08.2026 12:56

Türkiye’de evlilik ve boşanma istatistikleri, yalnızca aile yapısındaki değişimi değil, toplumun ekonomik ve sosyal koşullar karşısında nasıl dönüştüğünü de açık biçimde ortaya koyuyor. Son yirmi yılı aşan verilere bakıldığında evlenme hızının belirgin biçimde gerilediği, boşanma hızının ise ters yönde yükseldiği görülüyor. 2000’li yılların ortasında bin kişi başına yaklaşık 9’un üzerinde evlilik düşerken, 2024 yılına gelindiğinde bu oran 6,65’e kadar geriledi. Aynı dönemde kaba boşanma hızının yaklaşık binde 1,4 seviyelerinden 2,19’a yükselmesi ise Türkiye’de aile kurmanın da aileyi sürdürmenin de giderek daha zor hale geldiğini gösteriyor.

2024 yılında Türkiye’de 568 bin 395 çift evlenirken 187 bin 343 çift boşandı. Bu rakamlar, aynı yıl gerçekleşen her 100 evliliğe karşı yaklaşık 33 boşanmanın kayda geçtiğini gösteriyor. Elbette bu oran, o yıl evlenen her üç çiftten birinin aynı yıl boşandığı anlamına gelmiyor; boşanan çiftler farklı yıllarda evlenmiş kişilerden oluşuyor. Ancak uzun vadeli tabloya bakıldığında evlenme ile boşanma arasındaki makasın ciddi biçimde daraldığı tartışmasız bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

2017 yılında 569 bin 459 evliliğe karşı 128 bin 411 boşanma gerçekleşmişti. Aradan yalnızca yedi yıl geçti ve evlenme sayısı neredeyse aynı seviyede kalırken boşanma sayısı yaklaşık 59 bin arttı. 2017’de boşanma sayısının evlenme sayısına oranı yüzde 22,6 iken, 2024’te bu oran yüzde 32,9’a yükseldi. Bu değişim, Türkiye’de aile hayatının son birkaç yılda bile ciddi bir dönüşümden geçtiğini gösteriyor.

Asıl dikkat çekici tablo, evlilik sayılarının uzun vadeli seyrinde ortaya çıkıyor. Türkiye’de evlenme sayısı 2000’li yılların ilk döneminde yükselmiş ve 2008 yılında yaklaşık 642 bin ile yüksek seviyelerden birine ulaşmıştı. Sonraki yıllarda ise genel eğilim aşağı yönlü oldu. Nüfus artmasına rağmen evlenme hızının düşmesi, meselenin yalnızca nüfus yapısıyla açıklanamayacağını gösteriyor.

Gençler artık evliliğe daha geç adım atıyor. 2017 yılında ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 27,7, kadınlarda 24,6 iken 2024 yılında erkeklerde 28,3’e, kadınlarda ise 25,8’e yükseldi. Tek başına bu rakamlar dahi Türkiye’de evlilik kararının giderek daha ileri yaşlara ertelendiğini ortaya koyuyor.

Peki neden?

Sorunun cevabı tek bir başlıkta aranamaz. Eğitim süresinin uzaması, kentleşme, kadınların çalışma hayatındaki konumu, bireysel yaşam tercihlerindeki değişim ve aile yapısının dönüşümü önemli faktörler arasında. Ancak son yıllarda ekonomik şartların gençlerin evlilik kararları üzerindeki ağırlığını görmezden gelmek de mümkün değil.

Bir ev kurmanın bedeli artık yalnızca düğün masrafından ibaret değil. Yüksek kiralar, konut fiyatları, mobilya ve beyaz eşya giderleri, düğün maliyetleri, iş güvencesi sorunu ve genel yaşam maliyetlerindeki artış özellikle genç çiftler için evliliği ağır bir ekonomik karar haline getiriyor. Düzenli geliri olmayan veya gelirinin önemli bölümünü kiraya ayırmak zorunda kalan bir gencin aile kurma kararını ertelemesi şaşırtıcı değil.

Türkiye’de uzun yıllardır “Gençler neden evlenmiyor?” sorusu soruluyor. Ancak belki de sorunun yönünü değiştirmek gerekiyor: Gençlere evlenebilecekleri ekonomik ve sosyal şartlar sağlanıyor mu?

Evliliğin yalnızca kültürel çağrılarla teşvik edilebileceğini düşünmek, sorunun ekonomik boyutunu görmezden gelmek anlamına geliyor. Bir gence “evlen” demek kolay; o gencin ev kirasını, geçimini, çocuk bakım maliyetini ve geleceğe ilişkin ekonomik kaygılarını nasıl karşılayacağını konuşmak ise çok daha zor.

2020 yılı bu tablonun en sert kırılmalarından birini oluşturdu. COVID-19 salgını ve beraberindeki kısıtlamalar nedeniyle evlenme sayısı 487 bin 270’e kadar geriledi. 2021 ve 2022’de normalleşmenin etkisiyle yeniden yükseliş yaşandı ve evlenme sayısı 2022’de 574 bin 358’e çıktı. Buna rağmen eski yüksek seviyelere kalıcı bir dönüş gerçekleşmedi.

Boşanma cephesinde ise farklı bir seyir var. 2020 yılında mahkemelerin çalışma düzeni ve salgının yarattığı koşullar nedeniyle boşanma sayısı 135 bin seviyesine gerilese de 2021’de 174 bin, 2022’de 180 bin 954, 2024’te ise 187 bin 343’e ulaştı. Böylece 2024, son yılların en yüksek boşanma rakamlarından birinin kaydedildiği yıl oldu.

Bu artışın yalnızca “aile değerlerinin zayıflaması” gibi basit bir gerekçeyle açıklanması da gerçeği eksik okumak olur. Ekonomik sıkıntılar aile içinde gerilimi artırabilirken, kentleşme ve toplumsal dönüşüm insanların mutsuz veya şiddet içeren evlilikleri sürdürme konusundaki tutumlarını da değiştirdi. Kadınların eğitim düzeyinin ve hukuki haklar konusunda farkındalığın artması da geçmişte sürdürülen bazı evliliklerin bugün sona erdirilebilmesini mümkün kılıyor.

Dolayısıyla yükselen boşanma rakamlarını tek başına toplumsal çöküş göstergesi olarak görmek doğru değil. Ancak evliliklerin azalmasıyla boşanmaların uzun vadede yükselmesinin birlikte değerlendirilmesi, Türkiye’nin aile politikalarının yeniden sorgulanmasını gerektiriyor.

Devlet yıllardır aile kurumunun korunmasından söz ediyor. Fakat aileyi korumak yalnızca evlilik öncesi seminerler, kampanyalar veya “evlenin, çocuk sahibi olun” çağrılarıyla mümkün değil. Ailenin sürdürülebilmesi için ekonomik güvence, erişilebilir konut, istikrarlı istihdam, çocuk bakım desteği, kreş olanakları, sosyal destek ve aile içi sorunlarda ulaşılabilir danışmanlık hizmetleri gerekiyor.

Türkiye’de insanlar giderek daha geç evleniyor, evlilik hızı düşüyor ve boşanma hızı yükseliyor. Bu tabloyu yalnızca bireylerin tercihleri üzerinden okumak, kamu politikalarının etkisini görmezden gelmek anlamına gelir.

Rakamların söylediği şey aslında oldukça açık:

Evlilik Türkiye’de giderek daha pahalı, daha geç ve daha zor bir karar haline geliyor.

Bugün evlilik yaşının yükselmesini, evlenme hızının düşmesini ve boşanmaların artmasını tartışıyorsak yalnızca gençlere “neden evlenmiyorsunuz?” veya çiftlere “neden boşanıyorsunuz?” diye sormak yeterli değil.

Asıl sorulması gereken soru şu:

İnsanlara evlenebilecekleri, çocuk yetiştirebilecekleri ve ailelerini güven içinde sürdürebilecekleri bir hayat sunabiliyor muyuz?

Çünkü istatistikler artık yalnızca aile yapısındaki değişimi değil, Türkiye’de gelecek kurmanın ne kadar zorlaştığını da anlatıyor.