KAYSERİ’DE S.S.ASYA KENT’TE DENETİM SKANDALI

Yayınlama: 08.08.2026 10:58

Kayseri’de yıllardır üyelerin şikâyetleriyle gündemden düşmeyen S.S. Asya Kent Konut Yapı Kooperatifi dosyasında artık yalnızca aidat, borçlandırma ve üyelikten çıkarma tartışılmıyor. Dosyanın merkezinde çok daha ağır bir soru duruyor: Yüzlerce vatandaş yıllarca mağduriyet iddiasıyla kapı kapı dolaşırken, bu kooperatifi denetlemekle görevli kurumlar ne yaptı?

Kayseri’de yıllardır tartışmaların odağında bulunan S.S. Asya Kent Konut Yapı Kooperatifi dosyasında üyelerin anlattığı mağduriyetlere şimdi çok daha ağır bir iddia ekleniyor. Yıllarca aidat ve ara ödemeler yaptıklarını, borçlarını tamamladıklarını düşündükleri halde daha sonra yeniden ödeme talepleriyle karşılaştıklarını söyleyen üyeler, bu kez müteahhitle yapılan anlaşmalarda belirli kişiler veya üyeler için öngörüldüğü ileri sürülen bazı dairelerin daha sonra başka kişilere satıldığı iddiasının açıklanmasını istiyor. Eldeki araştırma dosyasında bu yeni iddiayı kesin olarak doğrulayacak tapu kayıtları, satış sözleşmeleri veya müteahhit-kooperatif arasındaki bütün protokoller bulunmadığı için “daireler usulsüz biçimde satıldı” ya da “dolandırıcılık yapıldı” şeklinde kesin bir hüküm kurmak mümkün değil. Ancak böyle bir iddia ortaya atılmışsa bunun görmezden gelinmesi de mümkün olmamalı. Çünkü söz konusu olan sıradan bir ticari anlaşmazlık değil; yıllarca ev sahibi olabilmek için para yatıran insanların konut hakkı, ödediği para ve geleceğidir.

Asya Kent dosyasının bugüne kadar ortaya koyduğu tablo zaten yeterince ağır. Üyelikten çıkarma kararları mahkemelere taşındı, bir uyuşmazlık Yargıtay’a kadar ulaştı ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 4 Aralık 2023 tarihli kararıyla önceki yargı kararının bozulmasına hükmetti. Başka bir dosyada ise Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 27 Mart 2022 tarihli genel kurulda alınan üyelikten çıkarma kararını iptal etti. Yani üyelerin yıllardır dile getirdiği hukuka uygunluk tartışmaları yalnızca sokakta veya basında kalmadı; doğrudan mahkeme dosyalarına girdi.

Buna rağmen üyelerin en temel sorularından biri hâlâ cevap bekliyor: İnsanlardan yıllarca para toplandıysa, belirli konutlar için anlaşmalar yapıldıysa ve bu konutların daha sonra üçüncü kişilere satıldığı ileri sürülüyorsa, bu satışların hukuki ve mali dayanağı nedir?

Eğer bir daire daha önce belirli bir sözleşmeye, tahsis kararına, müteahhit protokolüne veya üyelik hakkına konu edilmişse ve daha sonra aynı bağımsız bölüm başka bir kişiye devredilmişse, kamuoyunun önüne bütün işlem zincirinin çıkarılması gerekir. İlk anlaşmanın tarihi nedir? Daire hangi bağımsız bölüm numarasıyla kime bırakılmıştır? Müteahhitle kooperatif arasında hangi sözleşme imzalanmıştır? Sonraki satış hangi tarihte ve hangi bedelle yapılmıştır? Satış bedeli kimin hesabına girmiştir? Genel kurulun veya yönetim kurulunun bu işlem hakkında kararı var mıdır? İlk hak sahibi olduğu ileri sürülen kişiye bilgi verilmiş midir? Daha önce verilmiş bir sözleşme veya taahhüt varsa neden uygulanmamıştır?

Bu soruların cevabı “ticari sır” denilerek geçiştirilemez. Çünkü kooperatif sistemi, yöneticilerin üzerinde serbestçe tasarruf ettiği özel bir şirket kasası mantığıyla çalışamaz. Ortada üyelerin paraları, üyelerin hakları ve üyeler adına yürütüldüğü belirtilen bir proje varsa şeffaflık bir lütuf değil, yönetimin temel sorumluluğudur.

Üyelerin geçmişte dile getirdiği mali şikâyetler de yeni iddiaların neden bu kadar ciddi karşılandığını gösteriyor. Yerel basına yansıyan bilgilere göre 2017 yılında bazı üyeler, tapularını aldıktan ve kooperatife olan borçlarının sona erdiğini düşündükten yaklaşık yedi yıl sonra yeniden borçlandırıldıklarını ileri sürdü. Yaklaşık 400 üyeden 280’ine yeni aidat tebligatı gönderildiği ve bazı üyelerin karşısına yaklaşık 27 bin 213 liralık yeni ödeme çıkarıldığı iddia edildi.

Üyelerin yıllardır sorduğu “Bu borç nereden çıktı?” sorusuna bugün bir yenisi daha ekleniyor:

“Bizim için veya proje kapsamında anlaşmaya bağlandığını düşündüğümüz daireler varsa, bunlar neden ve nasıl başka kişilere satıldı?”

Bu iddianın mutlaka belge üzerinden aydınlatılması gerekiyor. Çünkü iki ayrı işlem aynı bağımsız bölüm üzerinde çakışıyorsa, mesele yalnızca kötü yönetim tartışması olmaktan çıkabilir ve somut sözleşmelere göre ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir. Ancak bunun hukuki niteliğinin “dolandırıcılık”, “güveni kötüye kullanma”, “sözleşmeye aykırılık” veya yalnızca bir özel hukuk uyuşmazlığı olup olmadığına basın değil, delilleri inceleyecek savcılık ve mahkemeler karar verebilir. Bu nedenle haber diliyle kesin suç isnadı yapmak yerine, işlemlerin belgeleriyle açıklanmasını istemek hem daha doğru hem de daha güçlüdür.

Asıl ağır tablo ise denetim noktasında ortaya çıkıyor. Araştırma dosyasına göre Asya Kent Kooperatifi hakkında kamuoyuna açıklanmış, bütün mali ve idari işlemleri baştan sona inceleyen özel ve kapsamlı bir denetim raporuna ulaşılamadı. Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 17 Ocak 2022 tarihli yazısıyla ilgili il müdürlüğünden genel kurul tutanaklarının gönderilmesini istediği ve müdürlüğün cevap verdiği biliniyor; ancak bu işlem, bütün hesapların ve taşınmaz hareketlerinin bağımsız denetimden geçirilmesi anlamına gelmiyor.

Tam da bu nedenle artık yalnızca kooperatif muhasebesinin değil, taşınmaz envanterinin de açılması gerekiyor.

Kooperatifin başlangıçtan bugüne kadar sahip olduğu veya üzerinde tasarrufta bulunduğu bütün daireler tek tek listelenmelidir. Hangi daire hangi üyeye tahsis edildi? Hangisi müteahhide bırakıldı? Hangisi satıldı? Kime satıldı? Hangi bedelle satıldı? Satış bedeli nereye aktarıldı? Daha önce aynı daire için başka bir sözleşme yapılmış mıydı? Tapu devri gerçekleşti mi? Gerçekleştiyse hangi tarihte gerçekleşti?

Bu işlem geçmişe dönük bütün tapu hareketleriyle birlikte incelenmeden “her şey mevzuata uygundu” denilmesi üyelerin kafasındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmayacaktır.

Üstelik Asya Kent dosyasında mesele yalnızca daire satışlarından ibaret değil. Yerel basına 2023 yılında yansıyan iddialarda ikinci etapta 308 üyeye karşılık yalnızca 115 konutun tamamlandığı, 193 konutun ise tamamlanamadığı ileri sürülmüştü. Toplam projenin 485 üyeyi kapsadığı belirtilmişti. Bunlar kesinleşmiş mahkeme tespitleri değil; ancak yüzlerce aileyi ilgilendiren böylesine büyük bir iddia karşısında yapılması gereken şey kapsamlı denetimdir.

Bir tarafta tamamlanmadığı ileri sürülen konutlar, diğer tarafta yıllar sonra çıkarıldığı söylenen ek borçlar, başka tarafta mahkemelere taşınan üyelikten çıkarma kararları ve şimdi de daha önce anlaşmaya konu olduğu ileri sürülen dairelerin üçüncü kişilere satıldığı iddiası…

Bu kadar çok başlık aynı dosyada toplanıyorsa, artık mesele birkaç üyenin kişisel şikâyeti olarak görülemez.

Denetim makamlarının yapması gereken işlem son derece açıktır: Kooperatifin kuruluşundan itibaren genel kurul kararları, yönetim kurulu karar defterleri, üye hesapları, tahsilat makbuzları, banka hareketleri, müteahhit sözleşmeleri, ek protokoller, bağımsız bölüm listeleri ve tapu hareketleri birbiriyle karşılaştırılmalıdır.

Kimse peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Ancak hiç kimse de yüzlerce insanın parasının ve taşınmaz hakkının konuşulduğu bir dosyada “hesap sormayın” ayrıcalığına sahip değildir.

Araştırma raporunda da gerekli görülmesi halinde kooperatif defterleri ve sözleşmeleri üzerinde adli muhasebe incelemesi yapılması, genel kurul belgelerinin ayrıntılı biçimde denetlenmesi ve ihtiyaç halinde MASAK ile koordineli inceleme yürütülmesi öneriliyor. Bu öneriye, ortaya atılan son iddialar nedeniyle tapu ve taşınmaz hareketlerinin de kapsamlı biçimde incelenmesi eklenmelidir.

Çünkü mesele basittir:

Bir daire bir kişiye vaat edilmişse belgesi gösterilsin.

Daha sonra başka birine satılmışsa satışın hukuki gerekçesi açıklansın.

Satıştan para alınmışsa paranın hangi hesaba girdiği ortaya konulsun.

İlk anlaşma iptal edilmişse hangi kararla iptal edildiği gösterilsin.

Her şey hukuka uygunsa bütün belgeler açıklansın.

Değilse de bunun hesabını bağımsız denetim ve yargı sorsun.

Asya Kent yönetiminin ve ilgili kamu kurumlarının önünde artık çok açık bir fırsat bulunuyor: Yıllardır büyüyen şüpheleri bitirmek için bütün hesapları ve taşınmaz hareketlerini üyelerin önüne koymak.

Çünkü şeffaflığın olduğu yerde söylenti yaşamaz.

Ama belge açıklanmadığında, hesap verilmediğinde ve aynı sorular yıllarca cevapsız kaldığında güvensizlik büyür.

Bugün Asya Kent’te vatandaşın sorduğu soru artık yalnızca “Aidatlarımız nereye gitti?” değil. “Bizim hakkımız olduğunu düşündüğümüz dairelere ne oldu?” Bu sorunun cevabı sözle değil, tapuyla; açıklamayla değil, sözleşmeyle; vaatle değil, banka kayıtlarıyla verilmelidir.

Mevcut araştırmada kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti veya tespit edilmiş bir ceza soruşturması bulunmadığı için hiç kimse hakkında “dolandırıcı” hükmü kurulamaz. Ancak “İnsanlar mağdur ediliyor mu, aynı taşınmazlar üzerinde çelişkili işlemler yapıldı mı, yıllarca toplanan paraların ve yapılan satışların hesabı eksiksiz verildi mi?” sorularını sormak yalnızca gazeteciliğin değil, yüzlerce üyeye karşı kamusal sorumluluğun gereğidir.

Asya Kent dosyasında artık yeni vaatlere değil, eski hesapların açılmasına ihtiyaç var. Defterler açılsın. Tapular incelensin. Müteahhit sözleşmeleri ortaya konulsun. Satılan her dairenin hesabı verilsin. Üyelerden alınan her kuruş ile elden çıkarılan her taşınmaz yan yana konulsun.

Çünkü insanlar yıllarca ev hayali kurarken, onların hakkı olduğu ileri sürülen dairelerin başka kişilere satıldığı iddiası cevapsız bırakılamayacak kadar ağırdır.

Asıl soru artık şudur: Bu kadar şikâyet, bu kadar dava ve bu kadar iddia varken, tam kapsamlı denetim için daha ne bekleniyor?