Türkiye’de vatandaşın mutfak harcamaları üzerindeki baskı giderek ağırlaşırken, dünya ile Türkiye arasındaki gıda fiyatı farkını ortaya koyan yeni karşılaştırma dikkat çekici bir tabloyu gündeme taşıdı. Ekonomist İnan Mutlu’nun Haziran 2023-Haziran 2026 dönemini esas alan çalışmasına göre, dünyada gıda fiyatları yaklaşık yüzde 6 yükselirken Türkiye’de gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarındaki kümülatif artış yüzde 196 seviyesine ulaştı. Karşılaştırma, son üç yılda Türkiye’deki gıda fiyatlarının küresel piyasalardan neden bu kadar sert ayrıştığı sorusunu yeniden gündeme getirdi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileri küresel taraftaki sınırlı yükselişi doğruluyor. FAO Gıda Fiyat Endeksi Haziran 2023’te 122,3 puan seviyesindeydi. Haziran 2026’da ise endeks 130,3 puan olarak gerçekleşti. Bu rakamlar üç yıllık dönemde uluslararası gıda emtia fiyatlarında yaklaşık yüzde 6,5’lik artışa işaret ediyor.
Türkiye’de ise aynı dönemde tüketicinin karşı karşıya kaldığı fiyat hareketi çok daha sert oldu. Mutlu’nun TÜİK verilerini baz alarak hazırladığı endekste Haziran 2023 seviyesi 100 kabul edilirken Türkiye’de gıda fiyat endeksi yaklaşık 296 seviyesine kadar yükseldi. Böylece üç yıllık birikimli artış yüzde 196 olarak hesaplandı.
Ortaya çıkan tablo, “Türkiye’deki gıda zamlarının tamamı küresel fiyatlardan kaynaklanıyor” açıklamasını tek başına yeterli olmaktan çıkarıyor. Çünkü aynı dönemde uluslararası gıda fiyatlarının hareketi sınırlı kalırken Türkiye’de tüketicinin ödediği rakamların katlanarak yükselmesi, içerideki maliyet ve fiyatlama dinamiklerinin çok daha belirleyici olduğunu gösteriyor.
Üstelik yüksek gıda enflasyonu yalnızca geçmiş üç yılın birikimli hesabından ibaret değil. TÜİK’in Temmuz 2026 verilerine göre gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık fiyat artışı hâlâ yüzde 37,53 seviyesinde bulunuyor. Haziran ayında da yıllık gıda enflasyonu yüzde 35,45 olarak açıklanmıştı. Yani genel enflasyonda düşüş tartışmaları sürerken vatandaşın en temel harcama kalemlerinden biri olan gıdada yüksek fiyat artışı devam ediyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da gıda fiyatlarının oynak ve yüksek seyrine dikkat çekiyor. TCMB’nin 2026 yılı değerlendirmelerinde özellikle taze meyve-sebze fiyatlarındaki sert hareketlerin ve gıda grubundaki artışların enflasyon üzerinde baskı yarattığı belirtiliyor.
Burada önemli bir teknik ayrımı da gözden kaçırmamak gerekiyor. FAO Gıda Fiyat Endeksi, dünya piyasalarında ticareti yapılan temel gıda emtialarının uluslararası fiyatlarını ölçüyor. TÜİK’in gıda ve alkolsüz içecekler endeksi ise Türkiye’de tüketicinin markette, pazarda ve diğer satış noktalarında karşılaştığı nihai fiyat değişimini takip ediyor. Bu nedenle iki endeks birebir aynı sepeti ve aynı fiyat aşamasını ölçmüyor. Ancak üç yıl boyunca küresel emtia fiyatları sınırlı artarken Türkiye’de tüketici fiyatlarının katlanması, yurtiçindeki kur, enerji, tarımsal girdi, nakliye, finansman, vergi, üretim ve dağıtım zincirindeki sorunların önemini açık biçimde ortaya koyuyor. FAO da kendi endeksini uluslararası ticarete konu olan gıda emtialarının aylık fiyat değişimini ölçen bir gösterge olarak tanımlıyor.
Asıl ağır sonuç ise istatistik tablolarında değil, vatandaşın mutfağında görülüyor. Gıda, ertelenebilecek bir harcama değil. Elektronik eşya alınmayabilir, tatil ertelenebilir, yeni kıyafetten vazgeçilebilir; ancak ekmek, süt, peynir, et, sebze ve meyve tüketimini sonsuza kadar kısmak mümkün değil. Bu nedenle gıda fiyatlarındaki olağanüstü yükseliş özellikle dar gelirli, emekli ve asgari ücretli hanelerde diğer harcamalardan çok daha ağır sonuç doğuruyor.
Üç yılda dünya gıda fiyatlarının yaklaşık yüzde 6 yükseldiği bir dönemde Türkiye’de yüzde 196’lık bir artış hesabının ortaya çıkması, tartışmanın merkezine artık çok daha açık bir soruyu yerleştiriyor:
Eğer sorun yalnızca dünyadaki gıda fiyatları değilse, Türkiye’de sofrayı bu kadar pahalı hale getiren asıl neden ne?
Vatandaş açısından cevabı beklenen mesele tam da bu. Çünkü uluslararası fiyatlar neredeyse yerinde sayarken Türkiye’de mutfak bütçesinin üç kata yaklaşması, yalnızca “küresel koşullar” denilerek açıklanamayacak kadar büyük bir ayrışmaya işaret ediyor.