Facianın Ardından Fırsatçılık: Biletler 35 Bin TL’ye Dayandı

Yayınlama: 02.09.2026 20:44

MERSİN / KKTC HATTI — Mersin açıklarında yaşanan gemi faciasının ardından ulaşımda ortaya çıkan yoğunluk, uçak bileti fiyatlarını yeniden tartışmanın merkezine taşıdı. Sosyal medyada paylaşılan ekran görüntülerinde Mersin-KKTC ulaşımındaki aksamanın ardından bazı uçuşlarda bilet fiyatlarının 35 bin TL seviyelerine kadar çıktığı öne sürüldü. Eğer bu fiyatlar aynı tarih ve güzergâh için doğrulanıyorsa, ortada yalnızca “arz-talep dengesi” denilerek geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir tablo bulunuyor.

Bir facianın hemen ardından insanların ulaşım mecburiyetinin astronomik fiyatlara dönüşmesi kabul edilebilir bir ticari refleks olarak görülemez. Vatandaş tatil planı yapmıyor; evine, ailesine, işine veya zorunlu olarak gitmesi gereken yere ulaşmaya çalışıyor. Alternatif ulaşım seçeneklerinin daraldığı böylesine olağanüstü bir dönemde fiyatların birkaç katına çıkması, serbest piyasa gerekçesinin arkasına saklanamayacak ölçüde ağır bir kamu vicdanı sorununa dönüşüyor.

Özellikle Mersin ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki ulaşımda deniz yolunun aksaması, hava ulaşımına olan talebi doğal olarak artırabilir. Ancak talebin artması, vatandaşın çaresizliğinin sınırsız fiyatlandırmaya açık hale gelmesi anlamına gelmemeli. Kriz dönemlerinde şirketlerin ticari kazanç kadar toplumsal sorumluluk taşıması da beklenir.

Asıl dikkat çekici nokta ise böylesine olağanüstü fiyatların ortaya çıkabildiği bir piyasada denetim mekanizmalarının ne kadar hızlı harekete geçtiğidir. 35 bin TL’ye ulaşan tek yön bilet iddiaları doğruysa, ilgili kurumların fiyat hareketlerini yalnızca seyretmek yerine hangi uçuşta, hangi tarihte, hangi tarife sınıfında ve hangi şirket tarafından bu rakamların uygulandığını incelemesi gerekiyor. Fahiş fiyat şüphesi varsa gerekli idari süreçlerin gecikmeden işletilmesi kamuoyunun en doğal beklentisidir.

Havayolu şirketlerinin dinamik fiyatlandırma sistemleri koltuk sayısı azaldıkça ücretleri yükseltebilir. Ancak algoritmanın fiyatı yükseltmesi, ortaya çıkan her rakamı toplumsal açıdan makul hale getirmez. Algoritma vicdanın, denetimin ve kamu sorumluluğunun yerine geçemez. Olağanüstü durumlarda vatandaşın zorunluluğunu gelir fırsatına dönüştüren bir sistem varsa sorgulanması gereken yalnızca fiyat değil, o fiyatın oluşmasına izin veren düzenin kendisidir.

Üstelik mesele birkaç yolcunun pahalı bilet alıp almamasından ibaret değil. Ulaşımın zorunlu olduğu bir hatta fiyatların on binlerce liraya çıkması; dar gelirliyi, öğrenciyi, ailesine ulaşmaya çalışan vatandaşı ve acil seyahat etmek zorunda kalanları fiilen ulaşım hakkından mahrum bırakabilecek bir sonuç doğuruyor.

Facianın faturası vatandaşa kesilmemeli. İnsanların çaresiz kaldığı günlerde ulaşım hizmetinin lükse dönüşmesine göz yumulması, krizin ekonomik yükünü doğrudan vatandaşın sırtına bırakmak demektir. İddia edilen 35 bin TL’lik fiyatların gerçek satış koşullarıyla birlikte derhal incelenmesi, varsa olağan dışı fiyat artışlarının gerekçelerinin kamuoyuna açıklanması gerekiyor.

Mersin-KKTC hattında yaşananların ardından ortaya çıkan tablo bir kez daha gösteriyor: Kriz anında vatandaşın çaresizliği, hiçbir şirket için kazanç kapısına dönüşmemeli.