Türkiye’de engelli çalışanların yıllardır hayatlarını ve emeklilik planlarını üzerine kurduğu sistem, 15 Ocak 2025’te yürürlüğe giren 7538 sayılı Kanun’la köklü biçimde değiştirildi. Özellikle Ekim 2008’den önce sigortalı olarak çalışmaya başlayan engelli vatandaşlar açısından vergi indirimi belgesine dayalı emeklilik uygulaması sona ererken, değerlendirme yetkisi Sosyal Güvenlik Kurumu’na geçti ve emekliliğin temel ölçütü “çalışma gücü kaybı” haline getirildi. Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçmesine rağmen değişikliğin yarattığı tartışma dinmedi; aksine emekliliğine haftalar veya aylar kaldığını söyleyenlerden yıllar önce emekli olmuş kişilere kadar geniş bir kesimde ciddi bir gelecek kaygısı ortaya çıktı.
Engelli Emeklilik Dayanışma Derneği (EMED), yeni sistemin binlerce vatandaş açısından ağır sonuçlar doğurduğunu savunuyor. Dernek Başkanı Nazlı Tetik, yaklaşık 45 yıldır uygulandığını belirttiği engelli emekliliği sisteminin yeterli bir geçiş düzenlemesi olmadan değiştirilmesinin, mevcut mevzuata güvenerek yıllarca prim ödeyen insanların hayat planlarını altüst ettiğini ifade ediyor. EMED’e göre sorun yalnızca bundan sonra emeklilik başvurusu yapacak vatandaşlarla sınırlı değil; kontrol muayenesine tabi olan bazı mevcut engelli emekliler açısından da aylıkların devam edip etmeyeceği yeniden değerlendirme konusu olabiliyor.
Yeni düzenlemeyle birlikte eski sistemdeki en önemli dayanaklardan biri olan vergi indirimi belgesi, 15 Ocak 2025 ve sonrasında yapılan emeklilik başvurularında artık tek başına emeklilik hakkı sağlamıyor. Ekim 2008 öncesinde sigortalı olup engellilik nedeniyle emeklilik talebinde bulunan vatandaşların sağlık durumları SGK mevzuatı kapsamında yeniden değerlendiriliyor. Kurum Sağlık Kurulu tarafından çalışma gücü kaybının yüzde 40 ile yüzde 59 arasında olduğunun tespit edilmesi halinde, oran ve sigortalılık süresine bağlı şartlar üzerinden aylık bağlanabiliyor.
İşte vatandaşların en sert itirazı da burada başlıyor. Yıllar önce yetkili hastanelerden engelli sağlık kurulu raporu alan, vergi indirimi hakkını kazanan, prim gününü ve sigortalılık süresini buna göre hesaplayan bir kişi, aynı hastalıkları devam etmesine rağmen yeni değerlendirme sisteminde emeklilik koşullarını sağlayamayabiliyor. Başka bir ifadeyle kişinin hastalığı veya engeli değişmemiş olsa bile, onu değerlendiren hukuki ve tıbbi ölçüt değiştiği için sonuç değişebiliyor.
Bu durum “Devletin verdiği rapora güvenerek yıllarca çalışan vatandaşın hukuki güvenliği ne olacak?” sorusunu gündeme getiriyor.
EMED de tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Dernek, herhangi bir sistemde sahte rapor, usulsüzlük veya kötüye kullanım varsa bunun gerçek hak sahiplerini topluca zor durumda bırakacak düzenlemeler yerine etkin denetimle çözülmesi gerektiğini savunuyor. Gerçeğe aykırı rapor düzenleyen veya kullananların tespit edilmesinin devletin görevi olduğunu belirten dernek, bunun faturasının kanser, epilepsi, kalp yetmezliği, görme ve işitme kaybı, uzuv kaybı veya başka kalıcı sağlık sorunlarıyla yaşayan vatandaşlara çıkarılmasına karşı çıkıyor.
En fazla tartışılan konulardan biri de daha önce emekli olmuş engelli vatandaşların durumu. Kanun, engellilik nedeniyle vergi indiriminden yararlanarak daha önce yaşlılık aylığı bağlananların aylıklarının ödenmesine devam edileceğini açıkça düzenliyor. Dolayısıyla 7538 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi, bütün mevcut engelli emeklilerin maaşlarının otomatik olarak kesildiği anlamına gelmiyor. Ancak aynı düzenlemeyle bu kişiler hakkında 5510 sayılı Kanun’un çalışma gücü kaybı ve kontrol muayenesine ilişkin hükümleri uygulanıyor. Kontrol muayenesine tabi olan kişiler yeni kriterlere göre yeniden değerlendirildiğinde çalışma gücü kaybı oranının gerekli seviyenin altında tespit edilmesi, aylığın kesilmesi riskini ortaya çıkarabiliyor.
Dolayısıyla tartışmanın özünde yalnızca “maaş kesildi mi, kesilmedi mi?” sorusu bulunmuyor. Asıl mesele, bir kişinin yıllar önce yürürlükteki mevzuata göre elde ettiği emeklilik statüsünün daha sonra farklı sağlık değerlendirme kriterleriyle yeniden sorgulanabilmesi.
Engelli vatandaşların tepkisini büyüten bir başka konu ise geçiş dönemi. Emekliliğine bir yıl, birkaç ay hatta birkaç gün kaldığını belirten birçok kişi, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte hesaplarını yeniden yapmak zorunda kaldı. 14 Ocak 2025’te eski şartları sağlayabilecek bir vatandaş ile 15 Ocak 2025’ten sonra başvuru yapan başka bir vatandaşın tamamen farklı değerlendirmeye tabi tutulması, düzenlemenin en çok eleştirilen yönlerinden biri haline geldi. SGK’nın uygulama açıklamaları da 15 Ocak 2025 tarihini yeni sistem açısından kesin bir ayrım noktası olarak kabul ediyor.
Vatandaş açısından tablo çok daha basit: Yıllarca çalıştı, primini yatırdı, devletin belirlediği sağlık raporlarını aldı, mevzuatı takip etti ve emekliliğine kaç gün kaldığını hesapladı. Ancak emeklilik kapısına geldiğinde kurallar değişti.
Bu nedenle tartışma artık yalnızca bir sosyal güvenlik düzenlemesi olmaktan çıkmış durumda. Konunun merkezinde kazanılmış hak, hukuki güvenlik, sosyal devlet ve engelli vatandaşların çalışma hayatındaki gerçek koşulları bulunuyor.
Düzenlemenin hukuki boyutu da Anayasa Mahkemesi’nin önünde. 7538 sayılı Kanun’un bazı hükümlerinin iptali istemiyle açılan E.2025/78 esas numaralı dosyada Anayasa Mahkemesi 6 Mart 2025 tarihinde başvurunun esasının incelenmesine karar verdi. Ağustos 2026 itibarıyla resmi AYM kaynaklarında dosyaya ilişkin nihai iptal kararı yayımlanmış görünmüyor. Bu nedenle binlerce vatandaş açısından kritik önem taşıyan hukuki belirsizlik sürüyor.
EMED ise Türkiye’de yürüttüğü girişimlerin ardından konuyu uluslararası platforma taşıdı. Dernek, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi ve ilgili özel raportörlüklere başvurduklarını açıkladı. Başvuruda özellikle Ekim 2008 öncesinde sigortalı olan ve eski sisteme güvenerek emeklilik planı yapan vatandaşların haklarının korunması ile sonraki dönemlerde sigortalı olan engelliler için uluslararası standartlarla uyumlu, öngörülebilir bir sistem kurulması talep edildi.
Ortada cevap bekleyen temel bir soru var:
Bir vatandaş devletin çıkardığı kanuna, devlet hastanesinin verdiği rapora ve SGK’nın yıllarca uyguladığı sisteme güvenemeyecekse geleceğini neye göre planlayacak?
Kötüye kullanım varsa mücadele edilmesi gerekir. Sahte rapor varsa soruşturulmalı, usulsüz işlem varsa cezalandırılmalıdır. Ancak gerçek engeli bulunan, yıllarca çalışmış, primini eksiksiz yatırmış ve yürürlükteki yasal şartlara güvenmiş insanların haklarının da aynı hassasiyetle korunması sosyal devlet ilkesinin gereğidir.
Engelli vatandaşların talebi ayrıcalık değil. Onların söylediği aslında son derece basit:
“Kurallara uyduk, primimizi ödedik, devletin verdiği rapora güvendik. Şimdi oyunun sonuna gelmişken kurallar neden değiştirildi?”
7538 sayılı Kanun etrafındaki tartışma, bu soruya ikna edici ve adil bir cevap verilmeden sona erecek gibi görünmüyor.