Türkiye’de yükselen yaşam maliyetleri, artan işletme giderleri ve alım gücündeki düşüş hem vatandaşın hem de esnafın en önemli gündem maddesi olmaya devam ediyor. Temel ihtiyaçlardan kira giderlerine, enerji faturalarından vergi yüküne kadar birçok kalemde yaşanan maliyet artışı, ekonomik baskının her kesimde daha fazla hissedilmesine neden oluyor.
Özellikle son dönemde maaş artışlarının birçok temel harcama kalemindeki fiyat yükselişini karşılamakta yetersiz kaldığını ifade eden vatandaşlar, günlük yaşamlarını sürdürmenin her geçen gün daha zor hale geldiğini dile getiriyor. Pazardan markete, ulaşımdan eğitim ve sağlık harcamalarına kadar uzanan geniş bir alanda artan maliyetler, aile bütçeleri üzerinde ciddi baskı oluşturuyor.
Küçük ve orta ölçekli işletmeler ise artan kira bedelleri, enerji maliyetleri, personel giderleri, hammadde fiyatları ve finansman maliyetlerinin yanı sıra vergi ve sosyal güvenlik yükümlülüklerinin işletmeler üzerindeki baskıyı artırdığını belirtiyor.
Birçok esnaf, satışların önceki dönemlere göre yavaşladığını, tüketicinin zorunlu harcamalar dışında alışverişten kaçındığını ifade ederken, yüksek işletme maliyetleri nedeniyle kâr marjlarının önemli ölçüde düştüğünü söylüyor.
Ekonomistler, enflasyonla mücadele sürecinde fiyat istikrarının sağlanmasının hem vatandaşın alım gücü hem de ticari hayat açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre ücret artışları tek başına kalıcı çözüm oluşturmazken, enflasyonun kontrol altına alınması, üretim maliyetlerinin azaltılması ve ekonomik öngörülebilirliğin güçlendirilmesi, hem tüketici hem de işletmeler açısından belirleyici olacak.
İş dünyası temsilcileri, özellikle küçük işletmeler için finansmana erişimin kolaylaştırılması, üretimi teşvik edecek politikaların artırılması ve mevzuat kaynaklı yüklerin hafifletilmesine yönelik adımların ekonomik canlılığı destekleyebileceğini ifade ediyor.
Esnaf odaları ve meslek kuruluşları ise kayıtlı ekonomiyi güçlendirecek, işletmelerin sürdürülebilirliğini artıracak ve istihdamı koruyacak düzenlemelerin önemine dikkat çekiyor.
Sokakta konuşulan ortak başlık ise değişmiyor: Vatandaş bütçesini dengelemeye çalışırken, esnaf ise artan maliyetler karşısında işletmesini açık tutma mücadelesi veriyor.
Ekonomiye ilişkin farklı değerlendirmeler bulunsa da, geçim maliyeti, alım gücü, işletme giderleri ve finansman koşulları hem hane halkı hem de ticari hayat açısından önümüzdeki dönemin en yakından takip edilecek başlıkları arasında yer almayı sürdürüyor.
Ekonomi çevrelerinde dikkat çekilen bir diğer konu ise, tasarruf sahibi vatandaşların önemli bir bölümünün birikimlerini yüksek faiz getirisi sunan vadeli mevduat hesaplarında değerlendirmeyi tercih etmesi oldu.
Ekonomistler, yüksek faiz oranlarının tasarrufları bankacılık sistemine yönlendirdiğini, bunun da piyasadaki nakit dolaşımını yavaşlatabildiğini ifade ediyor. Özellikle yatırım ve tüketim harcamalarının azalmasının, perakende ticaret başta olmak üzere birçok sektörde satış hacimlerini etkileyebildiği belirtiliyor.
Esnaf temsilcileri ise, “Vatandaş harcamak yerine parasını bankada değerlendirmeyi tercih ediyor. Çarşıya çıkan müşteri sayısı azalınca satışlar da düşüyor. Bu durum küçük işletmeler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Uzmanlar ise bu durumun tek başına faiz oranlarından kaynaklanmadığını; enflasyon beklentileri, tüketici güveni, alım gücü, finansmana erişim ve ekonomik belirsizlik gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Ekonomistler, üretim, yatırım ve tüketimin dengeli şekilde desteklenmesinin; finansal istikrar ile reel sektörün ihtiyaçları arasında sağlıklı bir dengenin kurulmasının ekonomik canlılık açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor.