Kanser tedavisinde çığır açabilecek bir gelişme bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. İngiltere merkezli University College London (UCL) öncülüğünde yürütülen uluslararası araştırma kapsamında geliştirilen yeni bir DNA testinin, meme kanseri hastalarının hangi durumlarda kemoterapiye ihtiyaç duyduğunu belirleyebildiği açıklandı.
Uzmanlara göre bu yöntem sayesinde milyonlarca kadın gereksiz kemoterapi tedavisinin ağır yan etkilerinden korunabilecek.
Meme kanseri tedavisinde yıllardır uygulanan standart yöntemlerden biri olan kemoterapi, birçok hastanın yaşamını kurtarsa da yorgunluk, mide bulantısı, saç dökülmesi, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve doğurganlık sorunları gibi ciddi yan etkilere neden olabiliyor.
Yeni geliştirilen “Prosigna” adlı genetik test ise tümör dokusundaki 50 farklı genin aktivitesini inceleyerek kanserin yeniden ortaya çıkma riskini hesaplıyor. Böylece hastaların gerçekten kemoterapiye ihtiyaç duyup duymadığı daha net şekilde belirlenebiliyor.
İngiltere, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland’da gerçekleştirilen araştırmaya 4 bin 429 meme kanseri hastası katıldı.
Test sonuçlarına göre düşük risk grubunda yer alan hastaların üçte ikisinden fazlası kemoterapi almadan yalnızca hormon tedavisiyle takip edildi.
Araştırma sonunda elde edilen veriler dikkat çekti:
Bilim insanları, iki grup arasındaki farkın oldukça düşük olmasının, birçok hastanın gereksiz yere kemoterapi gördüğünü ortaya koyduğunu belirtiyor.
Araştırmaya katılan 64 yaşındaki Karen Bonham, kemoterapiye başlamasına günler kala hastaneden gelen telefonla tedavi planının değiştiğini öğrendi.
Genetik test sonucunda düşük risk grubunda yer aldığı belirlenen Bonham’a kemoterapi uygulanmadı. Bunun yerine radyoterapi ve hormon tedavisi tercih edildi.
Aradan geçen yaklaşık dokuz yılın ardından sağlıklı bir yaşam sürdüren Bonham, hastalığın yeniden ortaya çıktığına dair herhangi bir belirti bulunmadığını söyledi.
Araştırmayı yöneten UCL Kanser Enstitüsü Meme Onkolojisi Profesörü Rob Stein, elde edilen sonuçların kişiselleştirilmiş kanser tedavileri açısından tarihi öneme sahip olduğunu belirtti.
Uzmanlara göre bu yöntem yalnızca hastaların yaşam kalitesini artırmakla kalmayacak, sağlık sistemleri üzerindeki yükü de önemli ölçüde azaltacak.
Yapılan hesaplamalara göre sadece İngiltere’de her yıl 5 binden fazla meme kanseri hastasının gereksiz kemoterapi tedavisi almasının önüne geçilebilecek.
Bilim insanları, kanser tedavisinde artık “her hastaya aynı tedavi” anlayışının yerini kişiye özel yaklaşımların aldığını vurguluyor.
Prosigna testi gibi genetik analiz yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte gelecekte daha fazla hastanın gereksiz tedavilerden korunabileceği, tedavi süreçlerinin daha etkili ve daha güvenli hale gelebileceği belirtiliyor.
Kanser araştırmalarında yeni bir dönemin kapısını aralayan bu gelişme, milyonlarca hasta için umut verici bir adım olarak değerlendiriliyor.