Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi hakkında ortaya atılan iddialar, sağlıkta hasta güvenliğine ilişkin son derece ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Kahramanmaraş Sağlık Derneği Başkanı Hanifi Çöplü, tek kullanımlık tıbbi malzemelerin yeniden sterilize edilerek farklı hastalarda kullanıldığını, tarihi geçmiş kateterlerin son kullanma tarihlerinin değiştirilip yeni barkod basılarak tekrar kullanıma sokulduğunu iddia etti. Çöplü, konuyla ilgili CİMER ve Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduklarını açıkladı.
İddialar doğruysa ortada yalnızca bir hastane yönetimi veya sterilizasyon prosedürü tartışması değil, doğrudan insan sağlığını ve yaşamını ilgilendiren son derece ağır bir tablo bulunuyor.
Çöplü’nün açıklamalarına göre, hastanede kana temas eden ve tek kullanımlık olması gereken stent, kateter ve bypass ameliyatlarında kullanılan bazı tıbbi malzemelerin imha edilmek yerine yeniden kullanıldığı öne sürülüyor.
İddiaların en vahim boyutlarından biri ise son kullanma tarihi geçmiş kateterlerle ilgili.
Çöplü, tarihi geçmiş kateterlerin paketlerinin açıldığını, son kullanma tarihlerinin değiştirilerek üzerlerine yeni tarihli barkod basıldığını ve bu malzemelerin yeniden hastalarda kullanıldığını ileri sürdü.
Eğer bu iddia doğruysa cevaplanması gereken soru son derece açık:
Bir sağlık kuruluşunda tek kullanımlık ve son kullanma tarihi geçmiş bir tıbbi malzemeye kim, hangi yetkiyle yeniden barkod bastı? Bu malzemelerin hangi hastalarda kullanıldığı kayıt altına alındı mı?
Bu işlemlerin yapıldığı iddia edilen döneme ait hasta kayıtlarının, malzeme giriş-çıkışlarının, barkod sistemlerinin, sterilizasyon kayıtlarının ve faturalandırmaların bağımsız şekilde incelenmesi gerekiyor.
Çöplü’nün gündeme getirdiği bir diğer ciddi iddia ise işin mali boyutuyla ilgili.
Yaklaşık 650 Euro değerinde olduğu belirtilen tek kullanımlık bir malzemenin yeniden sterilize edilerek başka bir hastada kullanıldığı ve buna rağmen hastadan yaklaşık 1.250 Euro ücret tahsil edildiği öne sürülüyor.
Bu iddia da doğruysa kamuoyunun bilmek istediği soru belli:
Yeni bir ürün kullanılmadığı halde tahsil edildiği öne sürülen para nereye gitti?
Firma mı ödeme aldı, hastane mi gelir elde etti, yoksa başka kişi veya kişilere mi maddi menfaat sağlandı?
Bu soruların söylentilerle değil; faturalar, satın alma belgeleri, stok kayıtları ve hasta dosyaları üzerinden soruşturulması gerekiyor.
İddiaların en hassas ve en dikkatli araştırılması gereken kısmını ise hasta ölümleri oluşturuyor.
Çöplü, yaklaşık 7 ay önce böbrek nakli gerçekleştirilen iki hastanın enfeksiyon nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirterek, bu ölümlerle kullanılan tıbbi malzemeler arasında herhangi bir bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılmasını istedi.
Burada kesinleşmiş bir nedensellik bulunmadığı için, söz konusu ölümlerin yeniden kullanılan malzemelerden kaynaklandığını söylemek mümkün değil. Ancak ortaya atılan iddiaların ağırlığı nedeniyle hasta dosyalarının, enfeksiyon kayıtlarının ve ameliyatlarda kullanılan tüm sarf malzemelerinin bağımsız uzmanlar tarafından incelenmesi kamuoyundaki soru işaretlerinin giderilmesi açısından kritik önem taşıyor.
Bir üniversite hastanesinin adı böylesine ciddi iddialarla gündeme gelmişse, kamuoyunun tatmin edici ve şeffaf bir açıklama beklemesi en doğal hakkıdır.
Tek kullanımlık malzemeler gerçekten tekrar kullanıldı mı?
Son kullanma tarihleri değiştirilerek yeni barkod basıldı mı?
Kaç hastada bu malzemeler kullanıldı?
Hastalardan veya ilgili kurumlardan kullanılmayan yeni malzemeler için ücret tahsil edildi mi?
İddialarda adı geçen dönemde yaşanan enfeksiyon ve ölümlerle ilgili kapsamlı bir inceleme başlatıldı mı?
Sterilizasyon birimindeki çalışanların uygulamalara itiraz ettiği yönündeki yazışmalar gerçek mi?
Bunlar geçiştirilebilecek sorular değil. Çünkü söz konusu olan bir kamu kurumunun itibarı kadar, hastaların sağlığı ve insan hayatıdır.
Hanifi Çöplü, ellerindeki bilgi ve belgelerin CİMER ile yetkili makamlara iletildiğini ve Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğunu ifade ediyor. Bundan sonraki süreçte iddiaların tüm yönleriyle araştırılması ve varsa sorumluların ortaya çıkarılması gerekiyor.
İddialar doğruysa bunun adı basit bir ihmal değildir. İddialar gerçek dışıysa da hastane yönetiminin belgeleriyle birlikte kamuoyunu aydınlatması gerekir. Her iki durumda da sessizlik, böylesine ağır suçlamaların üzerindeki şüpheleri ortadan kaldırmaya yetmez.
Şimdi gözler KSÜ yönetiminde ve soruşturmayı yürüten yetkili makamlarda. Kamuoyu tek bir şey bekliyor: Gerçeklerin eksiksiz biçimde ortaya çıkarılması ve insan sağlığını riske atan bir uygulama varsa hesabının sorulması.