Meclis’e 12 maddelik yasa, İmralı’ya idari kolaylık: Yetkinin sınırı nerede?

Meclis’e 12 maddelik yasa, İmralı’ya idari kolaylık: Yetkinin sınırı nerede?
Yayınlama: 05.08.2026 19:20

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler’in, terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan’ın çalışma şartları ile İmralı’ya akademisyen ve gazeteci ziyaretlerinin herhangi bir kanun çıkarılmadan idari kararlarla düzenlenebileceğini açıklaması yeni bir tartışmanın kapısını açtı. Devletin en hassas güvenlik başlıklarından birinde kararların Meclis denetimi dışında alınabilmesi; şeffaflık, eşitlik ve kamuoyunun bilgilendirilmesi konusunda ciddi soruları beraberinde getirdi.

“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” 5 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. 12 maddeden oluşan ve yaklaşık 360 milletvekilinin imzasını taşıdığı açıklanan teklif, inceleme yapılmak üzere TBMM Adalet Komisyonuna gönderildi.

Teklifin ayrıntılarını açıklayan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, gazetecilerin Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki çalışma şartlarına ilişkin sorularını da yanıtladı. Güler; akademisyenlerin ve gazetecilerin İmralı’ya yapabileceği ziyaretlerin belirli kurallar çerçevesinde idari düzenlemelerle gerçekleştirilebileceğini, bunun için yeni bir yasaya veya özel statüye ihtiyaç bulunmadığını söyledi.

MECLİS’E YASA, İMRALI’YA İDARİ KARAR

Güler’in açıklaması, sürecin en tartışmalı alanlarından birini açık biçimde ortaya çıkardı. Bir tarafta soruşturmaların, kovuşturmaların ve kesinleşmiş cezaların ertelenmesini içeren kapsamlı bir yasa teklifi Meclis’in önüne getirilirken; diğer tarafta İmralı’daki görüşme ve ziyaret trafiğinin yalnızca idari kararlarla değiştirilebileceği belirtiliyor.

Bu durumda kamuoyunun yanıt beklediği temel soru şudur: Türkiye’nin güvenliğini, terörle mücadelesini ve toplumsal hafızasını doğrudan ilgilendiren ziyaretler hangi ölçütlere göre gerçekleştirilecek?

Hangi akademisyenin veya gazetecinin İmralı’ya gideceğine kim karar verecek? Görüşmeler kayıt altına alınacak mı? Yapılan açıklamalar herhangi bir denetime tabi olacak mı? Ziyaretlerin amacı ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak mı? En önemlisi de şehit aileleri ve gazilerin hassasiyetleri bu sürecin neresinde duracak?

Güler’in sözleri bu sorulara açık ve somut bir cevap vermedi.

“YASAYA GEREK YOK” DEMEK ENDİŞELERİ GİDERMİYOR

Ceza infaz kurumlarının idaresinin Adalet Bakanlığına, dış güvenliğinin ise Jandarma Genel Komutanlığına bağlı olması, idarenin her kararının tartışmasız ve sınırsız olduğu anlamına gelmiyor. Terör örgütünün elebaşını ilgilendiren böylesine hassas bir konuda alınacak kararların yalnızca bürokratik işlemler şeklinde değerlendirilmesi, kamu vicdanında ciddi rahatsızlık oluşturabilir.

Buradaki mesele yalnızca teknik bir cezaevi düzenlemesi değildir. İmralı’ya sağlanacak yeni görüşme imkânları, çalışma şartlarının değiştirilmesi ve buradan yapılabilecek açıklamalar doğrudan siyasi sonuç doğurma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle “Yasal düzenlemeye ihtiyaç yok” açıklaması, tartışmayı kapatmak yerine denetimin nasıl sağlanacağı sorusunu daha da büyütmektedir.

ŞEFFAFLIK OLMADAN TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME OLMAZ

Hazırlanan teklifin adı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” olsa da toplumsal bütünleşmenin ilk şartı, devletin attığı adımları toplumdan saklamaması ve kararların hukukî sınırlarını açık şekilde ortaya koymasıdır.

Terörün sona erdirilmesini amaçlayan her girişim elbette önemlidir. Ancak bu amaç, kamuoyunun bilgi edinme hakkının, Meclis denetiminin ve şehit ailelerinin hassasiyetlerinin ikinci plana itilmesine gerekçe yapılamaz. Sürecin başarılı olabilmesi için yalnızca örgütün silah bırakması değil, devletin attığı her adımın toplum tarafından anlaşılabilir, denetlenebilir ve hukuk içinde olması gerekir.

Güler’in açıklaması sonrasında iktidarın açıklaması gereken konu nettir: İmralı’ya yönelik idari düzenlemelerin sınırı nerede başlayacak, nerede bitecek ve bu kararların hesabı kime verilecek?