Kayseri’de Tramvay Kazaları Bitmiyor: Vatandaş Canını Emanet Ediyor, Kurumlar Hesabı Açıklamıyor

Yayınlama: 07.08.2026 10:31

Kayseri’de tramvay yıllardır şehrin en önemli toplu taşıma araçlarından biri. Her gün binlerce insan çocuğunu okula gönderiyor, işe gidiyor, hastaneye yetişiyor, evine dönüyor. Vatandaş kapıdan içeri girerken belediyeye, işletmeciye, vatmana, sinyalizasyona, raylara, kavşaklara yani bütün sisteme canını emanet ediyor. Peki aynı vatandaş, yaşanan kazaların ardından ne olduğunu öğrenebiliyor mu? İşte asıl mesele tam da burada başlıyor.

1 Ağustos 2009’dan 7 Ağustos 2026’ya kadar açık kaynaklardan ayrıntıları doğrulanabilen en az 11 tramvay bağlantılı olay bulunuyor. Bu olaylarda 2 kişi hayatını kaybetti, sayısı açıklanan kazalarda en az 22 kişi yaralandı. Üstelik 2025 yılında Düvenönü’nde tramvay ile halk otobüsünün çarpıştığı olayda yaralılar olduğu bildirildiği halde sayı açıklanmadığı için gerçek toplamın daha yüksek olduğu biliniyor. Üstelik bunlar resmî kaza kayıtları değil; yalnızca gazetelere, ajanslara ve açık kaynaklara yansıyabilen olaylar. Küçük kazaların, araç içinde yaşanan düşmelerin, ani frenlerin, kapı sıkışmalarının veya kamuoyuna hiç yansımayan olayların ne kadar olduğu ise bilinmiyor.

Şimdi Kayseri adına soralım: Bir şehirde raylı sistem 17 yıldır çalışıyorsa neden kamuoyunun önüne bugüne kadar düzenli, açık, anlaşılır bir “tramvay güvenlik bilançosu” konulmuyor? Kaç kaza oldu? Kaç kişi yaralandı? Kaç kez kırmızı ışık ihlali yaşandı? Kaç kez araç tramvay yoluna girdi? Kaç kez acil fren yapıldı? Kaç kapı olayı yaşandı? Kaç soruşturma sonuçlandı? Kaç olayda kusur tramvay işletmesinde, kaçında sürücüde, kaçında yayada bulundu? Bunların cevabı vatandaşın önünde neden yok?

İnsan hayatından bahsediyoruz. Burada rakamları süsleyip “ulaşım yatırımı”, “teknolojik dönüşüm”, “akıllı sistem” diyerek asıl sorunun üzerini örtmenin kimseye faydası yok. İki insan hayatını kaybetmişse, onlarca insan yaralanmışsa, araçlar tramvay yoluna giriyor, yayalar raylara ulaşabiliyor ve zaman zaman tramvaylar başka araçlarla çarpışıyorsa, bu şehirde güvenlik sistemi baştan sona masaya yatırılmalıdır.

13 Haziran 2015’te Sivas Bulvarı’nda Ahmet Demirel tramvayın altında kalarak hayatını kaybetti. 23 Eylül 2023’te Sema Yazar Parkı durağında henüz 15 yaşındaki Harun Can Gezgin tramvayın çarpması sonucu yaşamını yitirdi. İki insanın hayatı bitti, iki aileye ateş düştü. Haberler yapıldı, soruşturmalardan söz edildi. Peki Kayseri kamuoyuna daha sonra ne anlatıldı? Hangi güvenlik açığı bulundu? Hangi önlem değiştirildi? Hangi bariyer yenilendi? Hangi prosedür düzeltildi? Aynı olayın tekrar yaşanmaması için ne yapıldığı neden açıkça anlatılmadı?

Bundan daha vahim bir olay da 3 Mart 2021’de İldem’de yaşandı. İki tramvay depo hareketi sırasında aynı hat üzerinde çarpıştı. Bir vatman ve bir yolcu yaralandı, araçlarda ciddi hasar meydana geldi. İki tramvayın birbirine çarpması herhangi bir şehirde “oldu bitti” denilecek bir olay değildir. Çünkü burada dışarıdan gelen dikkatsiz bir otomobil sürücüsünden veya aniden raya giren bir yayadan söz edilmiyor. Sistemin kendi içerisinde iki raylı araç birbirine çarpıyor. Buna rağmen bugün hâlâ kamuoyunun önünde olayın kök nedenini açıklayan ayrıntılı bir rapor yok. Sinyal mi yanlıştı? Makas mı? Kontrol merkezi mi? Vatman iletişimi mi? Hareket izni mi? Fren sistemi mi? İnsan hatası mı? Yoksa birkaç hata üst üste mi geldi? Kayserili bunların hiçbirini bilmiyor.

Bu noktada “soruşturma yapıldı” demek yeterli değildir. Soruşturma vatandaşa ne sonuç verdi? Aynı hata yeniden olmayacak mı? Bunun garantisi nedir? Güvenlik yönetiminin gereği, yalnızca dosya açmak değildir. O dosyanın sonucundan ders çıkarmak ve o dersi topluma göstermektir.

7 Kasım 2016’da okul servisi ile tramvay çarpıştı. Servis sürücüsü, vatman ve beş çocuk olmak üzere 7 kişi yaralandı. 8 Haziran 2026’da kamyon ile tramvayın çarpışması sonucu 5 kişi yaralandı. 20 Haziran 2026’da 2 promil alkollü bir sürücünün otomobiliyle refüje çarpması sonucu kopan taşlar tramvayın camını kırdı ve dört yolcu yaralandı. Bu son olayda sürücünün cezası ve ehliyetine el konulduğu açıklandı. Peki diğer olayların nihai kusur tabloları nerede? Hangi kavşakta ne değişti? Hangi güvenlik önlemi yeterli bulunmadı? Kamuoyuna açıklanmış kapsamlı cevap yok.

Dahası, sorun yalnızca tramvayların çarpışması değil. Kayseri’de araçların tekrar tekrar raylı sistem alanına girdiği olaylar da yaşanıyor. Bariyeri aşan otomobiller, tramvay yoluna savrulan araçlar, ray hattındaki direklere çarpan sürücüler… Bunların her biri şehir tasarımı açısından alarmdır. “Sürücü hata yaptı” deyip geçmek kolaydır. Ancak güvenli ulaşım sistemi, insanların hata yapabileceğini kabul ederek tasarlanır. Bariyerin görevi hata yapan aracı raydan uzak tutmaktır. Kavşağın görevi tramvayla otomobili mümkün olduğunca karşı karşıya getirmemektir. Yaya düzenlemesinin görevi insanı kestirme diye raya sokmamaktır. Eğer aynı tür olaylar tekrarlanıyorsa artık yalnızca insan hatası değil, sistemin insan hatasına karşı ne kadar koruyucu olduğu tartışılmalıdır.

Vatandaş şikâyetleri de görmezden gelinecek cinsten değil. Kapıların iniş biniş tamamlanmadan kapandığına yönelik iddialar var. Sefer aralıklarının düzensizliğinden, yoğunluktan, durak ekranlarındaki saatlerle gerçek seferlerin uyuşmamasından, arıza sonrasında yeterli bilgilendirme yapılmamasından şikâyet ediliyor. En çarpıcı iddialardan biri Hunat’ta altı aylık bir bebeğin tramvayın içinde kalırken ebeveyninin dışarıda kalması. Bir başka şikâyette ise bir çocuğun kapanan kapıda kalmak üzere olduğu belirtiliyor. Bunların bağımsız olarak doğrulanmış kaza kayıtları olmadığı doğrudur. Ama bir toplu taşıma işletmesinin yapması gereken “şikâyettir” deyip geçmek değil, her birini ramak kala olay olarak incelemektir. Çünkü yarın yaşanabilecek ağır bir kazanın sinyali bugün yapılan bir şikâyette saklı olabilir.

Kayseri Ulaşım A.Ş.’nin kontrol merkezi var. 24 saat izleme var. Bakım çalışmaları var. Yapay zekâ destekli katener ve pantograf izleme projeleri var. Yerli parça üretimi var. Bunların hepsi güzel. Ama vatandaşın sorduğu şey teknoloji fuarı değil, can güvenliği.

Kaç kaza önlendi?

Kaç ramak kala olay kaydedildi?

Kaç kapı arızası tespit edildi?

Kaç kavşak riskli bulundu?

Kaç olayın ardından tasarım değiştirildi?

Kaç vatman hakkında işlem yapıldı?

Kaç olayda vatmanın kusursuz olduğu tespit edildi?

Kaç sürücü kırmızı ışıkta tramvayın önüne çıktı?

Bunlar açıklanmıyorsa sistemin ne kadar güvenli olduğunu vatandaş nasıl anlayacak?

Belgeler, sertifikalar ve teknoloji yatırımları elbette değerlidir. Ancak sertifika insan hayatının sigortası değildir. Bir kurumun gerçekten güvenli olup olmadığını reklam broşürü değil, şeffaf güvenlik performansı gösterir.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Kayseri Ulaşım A.Ş. artık yıllık Raylı Sistem Güvenlik Raporu yayımlamalıdır. Tramvay-yaya kazaları, tramvay-araç çarpışmaları, raydan çıkmalar, kapıya sıkışmalar, ani frenler, araç içi düşmeler, sinyal ihlalleri, araçların ray alanına girmesi ve ramak kala olaylar kuru rakamlarla değil, sonuçlarıyla açıklanmalıdır. Her ağır olaydan sonra kişisel bilgiler ayıklanarak kısa bir kök neden raporu yayımlanmalıdır. “Ne oldu, neden oldu, hangi önlem çalışmadı, ne değiştirildi?” sorularının cevabı verilmelidir. Çünkü bu sistem belediyenin değil, Kayserilinin sistemi. Parasını Kayserili ödüyor, aracına Kayserili biniyor, riski Kayserili taşıyor. O halde bilgiyi de Kayserili görmeli.

Vatandaşa sürekli “raylara girmeyin, kurallara uyun, dikkatli olun” demek kolay. Elbette vatandaş kurallara uyacak. Sürücü kırmızı ışıkta geçmeyecek. Yaya bariyer aşmayacak. Ama kamu kurumlarının da bir kuralı var: hesap verebilirlik. İnsanların canını taşıyan bir sistemde sessizlik güvenlik politikası değildir. Kayseri’de tramvay hatları büyüdü. İstasyon sayısı arttı. Araç sayısı arttı. Yolcu sayısı milyonları geçti. Ama güvenlik konusunda kamuoyuna verilen hesabın da aynı ölçüde büyüdüğünü söylemek mümkün değil.

Artık mesele şudur: Kayseri’de tramvayın ne kadar hızlı gittiğini değil, ne kadar güvenli işletildiğini bilmek istiyoruz. İki ölümün, onlarca yaralının ve yıllara yayılan kazaların ardından vatandaşın bunu sorması lütuf değil, en doğal hakkıdır. Kurumların görevi de bu sorudan rahatsız olmak değil, cevabını belgeyle vermektir.