
Okuduğu Kabala metinleri ve özellikle Lurianik Kabala yorumları, Sabatay’ın düşünce dünyasını derinden etkiledi. Bu öğretiler, kötülüğün ilahi planın bir parçası olduğunu ve ancak güçlü bir mesih figürü tarafından yok edilebileceğini savunuyordu. Zamanla Sabatay, bu rolün kendisine ait olduğuna inandı ve 1648 yılında İzmir’de mesihliğini ilan etti.
Bu iddia, Yahudi dünyasında tam da umutların en zayıf olduğu bir döneme denk geldi. Doğu Avrupa’da yaşanan katliamlar ve sürgünler, Yahudiler arasında kurtarıcı beklentisini güçlendirmişti. Sabatay’ın iddiası bu nedenle kısa sürede geniş yankı buldu. Ancak sergilediği sıra dışı davranışlar, geleneksel din kurallarını hiçe sayması ve yasak kabul edilen ritüelleri uygulaması, Yahudi din otoritelerinin tepkisini çekti. İzmir hahamları tarafından dışlanan Sabatay, şehirden uzaklaştırıldı.
Böylece Sabatay Sevi’nin yıllar sürecek yolculukları başladı. Selanik, İstanbul, Kudüs, Halep ve Kahire gibi önemli merkezlerde yaşadı; mistik çevrelerle temas kurdu. Bu dönemde hem maddi destekçiler hem de sadık müridler edindi. Kahire’de Darphane yöneticisi olan Rafael Çelebi, onun en güçlü hamilerinden biri haline geldi. Sabatay, rüyalar ve kehanetler eşliğinde Sara adlı bir kadınla evlendi; bu evlilik, mesihlik iddiasını daha da güçlendiren sembolik bir adım olarak görüldü.
1665 yılına gelindiğinde Sabatay’ın en büyük destekçisi Gazzeli Nathan, onun “gerçek ve beklenen mesih” olduğunu ilan etti. Bu duyuru, Osmanlı topraklarından Avrupa’ya, hatta Amerika’ya kadar yayıldı. Sabatay’ın ünü öylesine büyüdü ki, hareket yalnızca Yahudileri değil, Hristiyan dünyasını da etkiledi. Bazı Hristiyan inançlarına göre Sabatay, kıyamet öncesi ortaya çıkacak figürlerden biriydi.
Artan toplumsal gerilim ve ticari düzenin bozulması üzerine Osmanlı yönetimi harekete geçti. Sabatay Sevi İstanbul’a getirildi, ardından Kilitbahir Kalesi’nde hapsedildi. Taraftarları bu durumu mesihliğin bir sınavı olarak yorumladı ve hareket daha da büyüdü. Bunun üzerine Sabatay, Edirne’ye götürülerek padişah huzurunda sorgulandı.
17 Eylül 1666’da, kendisine ya ölüm ya da İslam’ı kabul etme seçeneği sunuldu. Yahudi hukukundaki “hayat her şeyden üstündür” ilkesine dayanarak İslam’ı kabul etti ve Aziz Mehmed Efendi adını aldı. Bu karar, onu takip eden binlerce kişi için büyük bir yıkım oldu. Çoğu onu terk etti; küçük bir grup ise onun bu dönüşümünün ilahi planın bir parçası olduğuna inanarak peşinden gitti. Bu grup, tarihe “Dönmeler” olarak geçti.
Aziz Mehmed Efendi, saray gözetiminde İslami eğitim aldı; tasavvuf çevreleriyle ilişki kurdu. Ancak Kabala ile tasavvufu harmanlayan yeni bir inanç sistemi geliştirmesi, onun samimiyeti konusunda şüpheler doğurdu. 1673’te yeniden yargılandı ve Ülgün’e sürgün edildi.
Sürgün yıllarında taraftarları özellikle Selanik’te örgütlendi. Zamanla bu cemaat kendi içinde farklı kollara ayrıldı ve yüzyıllar boyunca etkisini sürdüren kapalı bir yapı haline geldi. Sabatay Sevi, 1676 yılında sürgünde hayatını kaybetti. Ölümüne rağmen bazı takipçileri onun geri döneceğine inanmaya devam etti.
Bugün Sabatay Sevi, yalnızca bir dinî figür değil; inanç, umut, hayal kırıklığı ve kimlik arayışının sembolü olarak tarihteki yerini koruyor. İzmir’den başlayıp Osmanlı coğrafyasını ve Avrupa’yı sarsan bu hikâye, hâlâ tartışılmaya devam ediyor.