GÜRLEK DUYURDU: “KAZA” VE “İNTİHAR” DENİLEN İKİ ÇOCUK ÖLÜMÜNDE CİNAYET ŞÜPHESİ

Yayınlama: 08.08.2026 11:35

Türkiye’de kamu vicdanını yaralayan iki çocuk ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmalarda ortaya çıkan yeni bulgular, olayların ilk anlatıldığı şekliyle kabul edilmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha gösterdi. Van’da 14 yaşındaki Damlanur Sarihan’ın “intihar”, Afyonkarahisar’da 4 yaşındaki Yunus Emre Yakar’ın ise “yüksekten düşme” olarak değerlendirilen ölümleri yeniden mercek altına alındı. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıkladığı son gelişmelere göre her iki dosyada da ilk anlatımları ciddi biçimde tartışmalı hale getiren bulgular elde edildi.

Van’ın Başkale ilçesinde 10 Ocak 2024’te yaşamını yitiren Damlanur Sarihan’ın dosyasında yapılan yeni incelemeler, genç kızın kendi yaşamına son verdiği yönündeki ilk değerlendirmeye ciddi soru işaretleri düşürdü. Soruşturma dosyasında gizli tanık anlatımları, aile bireylerinin ifadeleri arasındaki çelişkiler, şüphelilerden birinin elinde atış artığına rastlanması, olayda kullanılan silahın özellikleri, silahta parmak izi bulunmaması ve olaydan sonraki iletişim trafiği birlikte değerlendirildi. Bu bulgular üzerine soruşturmanın kasten öldürme şüphesi yönünden derinleştirildiği bildirildi.

Dosyanın ulaştığı nokta üzerine 7 Ağustos 2026’da Van, Hakkâri ve Tekirdağ’da eş zamanlı operasyon düzenlendi ve 7 şüpheli gözaltına alındı. Bu aşamada gözaltına alınan kişilerin suçlu olduklarına ilişkin kesin bir yargı hükmü bulunmadığının altını çizmek gerekiyor. Ancak yıllarca “intihar” ihtimali üzerinden değerlendirilen bir çocuk ölümünün bugün kasten öldürme şüphesiyle araştırılıyor olması bile dosyanın ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor.

Damlanur’un ölümünden hemen sonra da olayın sıradan bir intihar vakası olup olmadığı konusunda soru işaretleri gündeme gelmişti. Ocak 2024’te yayımlanan haberlerde genç kızın ateşli silahla yaşamını yitirdiği ve kullanılan silahın niteliğinin dikkat çektiği aktarılmıştı. Aradan iki yılı aşkın süre geçtikten sonra dosyanın yeni deliller ve yeniden yapılan değerlendirmelerle farklı bir noktaya ulaşması, faili meçhul veya şüpheli ölüm dosyalarının neden yıllar sonra dahi yeniden incelenmesi gerektiğini gösteriyor.

İkinci dosya ise çok daha küçük yaştaki bir çocuğa ait. Afyonkarahisar’ın Işıklar beldesinde 24 Ocak 2026’da 4 yaşındaki Yunus Emre Yakar, yüksekten düştüğü söylenerek bilinci kapalı halde hastaneye götürüldü. Beyin kanaması geçirdiği belirlenen çocuk, Afyon’daki ilk müdahalenin ardından Kütahya Şehir Hastanesi’ne sevk edildi ancak kurtarılamadı. İlk anlatım çocuğun yüksekten düştüğü yönündeydi. Daha sonra yapılan incelemelerde ise otopsi bulgularıyla şüphelilerin anlatımları arasında ciddi çelişkiler tespit edildi.

Soruşturmanın derinleştirilmesiyle Yunus Emre’nin ölümünün bir kazadan kaynaklanmadığı, çocuğun darp edildiğine ilişkin bulgular bulunduğu açıklandı. Olayla ilgili aralarında çocuğun annesi ve üvey babasının da bulunduğu aile fertleri gözaltına alındı. Soruşturmanın halen yargısal süreç içerisinde olduğu dikkate alındığında, ölümün sorumlularının kim olduğuna ilişkin nihai hükmü mahkemenin vereceği unutulmamalı. Ancak “yüksekten düştü” anlatımıyla başlayan dosyanın cinayet şüphesiyle yürütülen bir soruşturmaya dönüşmesi bile son derece ağır bir tablo ortaya koyuyor.

İki dosyada da ortak ve rahatsız edici bir nokta var: Bir çocuğun ölümü ilk bakışta intihar ya da kaza olarak açıklanabiliyor, fakat adli deliller ayrıntılı incelendiğinde bambaşka bir ihtimal ortaya çıkabiliyor. Tam da bu nedenle özellikle çocukların yaşamını yitirdiği şüpheli vakalarda ilk anlatımın değil, fiziksel delillerin, adli tıp raporlarının, iletişim kayıtlarının, olay yeri bulgularının ve ifadeler arasındaki tutarlılığın belirleyici olması gerekiyor.

Adalet Bakanlığı bünyesinde 2026 yılında faaliyete geçirilen Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı da yıllardır çözülemeyen veya kamuoyunda soru işaretleri bırakan dosyaların yeniden ele alınması amacıyla oluşturuldu. Bakanlığın açıklamasına göre birim faaliyete geçtikten sonraki ilk dönemde 16 dosyada 19 faili meçhul cinayetin aydınlatılmasına katkı sağladı. Bakanlık daha önce ülke genelinde 75 ilde 638 soruşturma dosyası ve 693 maktul yönünden dosya taraması başlatıldığını duyurmuştu.

Bakan Gürlek de 7 Ağustos’ta yaptığı açıklamada yıllardır çözülemeyen ve karanlıkta kalan olayların yeniden incelenmeye devam edeceğini söyledi. Bakanlığın yaklaşımı, eski dosyalarda yalnızca mevcut evrakın okunması değil; yeni adli yöntemler, yeniden alınan ifadeler ve farklı kurumların koordinasyonuyla delillerin tekrar değerlendirilmesi üzerine kuruluyor.

Damlanur ve Yunus Emre dosyalarının ortaya koyduğu gerçek ise yalnızca iki soruşturmanın sonucu değil. Bir çocuk öldüğünde “intihar etti” veya “düştü” cümlesi dosyanın son sözü olamaz. Olay yerindeki tek bir iz, bir kişinin çelişkili ifadesi, silah üzerindeki eksik bir parmak izi, otopside görülen uyumsuz bir yara veya yıllar sonra ortaya çıkan bir tanık anlatımı, bütün hikâyeyi değiştirebilir.

Bugün 14 yaşındaki Damlanur için sorulan soru “Neden intihar etti?” olmaktan çıkmış durumda; artık “Gerçekte ne oldu ve ölümünden kim ya da kimler sorumlu?” sorusunun cevabı aranıyor. Dört yaşındaki Yunus Emre için ise “Nasıl düştü?” sorusunun yerini, çocuğun ölümüne yol açan şiddetin nasıl gerçekleştiği ve sorumlularının kim olduğunun belirlenmesi aldı.

İki çocuk artık hayatta değil. Fakat onların dosyalarının kapanmaması, geride kalan en önemli adalet meselesi.

İntihar denilerek kapatılabilecek bir ölümün cinayet çıkma ihtimali, kaza denilen bir çocuk ölümünün şiddet bulgularıyla yeniden soruşturulması Türkiye’ye çok ağır bir gerçeği hatırlatıyor: Şüpheli çocuk ölümlerinde gerçeğe ulaşılmadan hiçbir dosya gerçekten kapanmış sayılmamalı