Türkiye’de milyonlarca genç eğitimini tamamlıyor, diplomalarını alıyor ancak iş hayatına adım atmakta her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Resmî veriler, genç işsizliğinin artık geçici bir sorun olmaktan çıktığını, kronikleşen bir toplumsal probleme dönüştüğünü ortaya koyuyor.
İŞKUR kayıtlarına göre bugün iş arayanların en büyük bölümünü 25-29 yaş arasındaki gençler oluşturuyor. Daha da çarpıcı olan ise binlerce gencin yalnızca iş aramıyor olması değil; aylarca, hatta yıllarca beklemesine rağmen hâlâ bir işe yerleşememesi.
Bir ülke için en büyük sermaye genç nüfusken, üretmesi, çalışması ve ekonomiye katkı sunması gereken kuşakların işsizlik listelerinde beklemesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir alarm niteliği taşıyor.
İŞKUR verileri, tabloyu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Kuruma kayıtlı iş arayanların sayısı 2 milyon 275 bini aşarken, bunların yaklaşık 776 bini 30 yaşın altındaki gençlerden oluşuyor.
15-39 yaş aralığındaki kayıtlı işsiz sayısı ise 1 milyon 620 bini geçti. Başka bir ifadeyle İŞKUR’a kayıtlı her 10 iş arayandan yaklaşık 7’si genç veya çalışma hayatının en verimli dönemindeki kişilerden oluşuyor.
Bu tablo, yalnızca bireysel bir işsizlik sorunu değil; ülkenin üretim kapasitesi ve geleceği açısından da ciddi bir uyarı niteliği taşıyor.
Son yıllarda üniversite mezunu sayısı hızla artarken, nitelikli istihdam aynı hızda büyümüyor.
Binlerce genç yıllarca eğitim görüyor, ailesi büyük fedakârlıklarla çocuklarını okutuyor, ancak mezuniyetin ardından karşılarına çıkan ilk gerçek işsizlik oluyor.
Diplomalar çoğalıyor, umutlar azalıyor.
Birçok genç artık kendi alanında iş bulmayı bırakıp asgari ücretli herhangi bir işe ulaşmayı başarı olarak görmeye başladı.
İşsizliğin en ağır yüzü ise uzun süreli işsizlikte ortaya çıkıyor.
Resmî verilere göre yüz binlerce kişi bir yılı aşkın süredir iş arıyor.
En dikkat çekici grup ise yine 25-29 yaş aralığı.
Hayatının en üretken dönemindeki on binlerce genç, aylar geçmesine rağmen iş bulamıyor.
İlk iş deneyimini kazanamayan gençler zaman ilerledikçe daha büyük bir çıkmazın içine giriyor.
Çünkü işveren deneyim istiyor, deneyim kazanmak isteyen genç ise iş bulamıyor.
Ortaya adeta kırılması güç bir kısır döngü çıkıyor.
Gençlerin yurt dışına yönelmesinin temel nedenlerinden biri de tam olarak bu tablo.
Mühendisler, doktorlar, yazılımcılar, teknisyenler ve birçok nitelikli genç, emeğinin karşılığını alabileceği ülkelerde gelecek arıyor.
Her yurt dışına giden genç yalnızca bir çalışan değil; aynı zamanda Türkiye’nin eğitim için yaptığı yatırımın da başka ülkelere transfer edilmesi anlamına geliyor.
Yetişmiş insan gücünün kaybedilmesi, ekonomik olduğu kadar stratejik bir sorun haline geliyor.
Veriler yalnızca gençlerin değil, emeklilerin de yeniden iş aramak zorunda kaldığını gösteriyor.
40 yaşın üzerindeki yüz binlerce kişi de İŞKUR kayıtlarında yer alıyor.
Bu durum, çalışma hayatında yalnızca işsizliğin değil, geçim sıkıntısının da büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Emeklilik döneminde dinlenmesi gereken insanlar yeniden iş ararken, gençler ise ilk işlerine ulaşamıyor.
İşgücü piyasasının iki ucunda yaşanan bu tablo, ekonomik yapının ne kadar baskı altında olduğunu gösteriyor.
İşsizlik sadece maaş alamamak değildir.
İşsiz kalan genç; evlilik planını erteliyor, aile kuramıyor, kredi kullanamıyor, üretime katılamıyor ve zamanla umudunu kaybediyor.
Uzun süreli işsizlik psikolojik sorunlardan sosyal dışlanmaya kadar birçok problemi de beraberinde getiriyor.
Bugün iş bulamayan bir genç, yarının vergi mükellefi, üreticisi ve yatırımcısı olamıyor.
Bu nedenle genç işsizliği yalnızca Çalışma Bakanlığı’nın değil, ekonomi, eğitim ve sanayi politikalarının ortak meselesi olarak ele alınmak zorunda.
Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri genç nüfusu olarak gösteriliyor.
Ancak bu genç nüfus üretime kazandırılamadığı sürece avantaj hızla ekonomik yük haline dönüşebilir.
İşsizlik rakamlarının her ay açıklanması tek başına yeterli değil.
Gençlerin neden iş bulamadığı, hangi sektörlerde eleman açığı bulunduğu, eğitim sisteminin iş dünyasıyla neden örtüşmediği ve yatırımların neden yeterli istihdam oluşturamadığı artık daha yüksek sesle tartışılmalı.
Çünkü mesele sadece 775 bin gencin iş araması değil; milyonlarca gencin geleceğe olan inancını her geçen gün biraz daha kaybetmesi.
Bir ülkenin en büyük yatırımı yolları, binaları ya da fabrikaları değil; umutla çalışan gençleridir. O umut zayıfladığında kaybedilen yalnızca bugünün istihdamı değil, yarının kalkınma potansiyelidir.