ABD ve İsrail’in İran’ın balistik füze kapasitesini etkisiz hale getirmek amacıyla şubat ayı sonunda başlattığı geniş kapsamlı askerî harekât beşinci ayına girerken, sahadaki tablo beklenen sonuçların henüz alınamadığını ortaya koyuyor. Yoğun hava saldırılarına rağmen İran’ın füze operasyonlarını sürdürmesi, bölgedeki dengelerin yeniden tartışılmasına neden oldu.
Uluslararası değerlendirmelere göre, operasyonun temel amacı İran’ın füze üretim altyapısını, depolama tesislerini ve saldırı kapasitesini büyük ölçüde ortadan kaldırmaktı. Ancak geçen sürede yaşanan gelişmeler, Tahran yönetiminin ağır kayıplara rağmen askeri kabiliyetini tamamen yitirmediğini gösteriyor.
Askerî uzmanların değerlendirmelerine göre İran, saldırılar sonrasında yer altındaki füze üslerinin önemli bir bölümünü yeniden faaliyete geçirmeyi başardı. Operasyonel birliklerin hızla yeniden organize edilmesi ve üretim kapasitesinin belirli ölçüde korunması, İran’ın bölgedeki füze faaliyetlerini sürdürmesine imkan sağladı.
Bu süreçte özellikle Amerikan üsleri ile Washington’un bölgedeki müttefiklerine ait askeri tesislerin hedef alınmaya devam etmesi, operasyonun hedeflerine tam anlamıyla ulaşamadığı yönündeki yorumları güçlendirdi.
Sahadaki gelişmeler, İran’ın yalnızca savunmada kalmadığını, aynı zamanda savaşın şartlarına göre taktiklerini de güncellediğini gösteriyor.
Uzmanlara göre öne çıkan değişiklikler şunlar oldu:
Bu yöntemlerin hava savunma sistemlerini aynı anda çok sayıda tehditle karşı karşıya bırakarak müdahale kapasitesini zorladığı değerlendiriliyor.
Analizlerde dikkat çekilen bir diğer unsur ise maliyet dengesi oldu. İran’ın görece düşük maliyetli füze ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği saldırılar karşısında, ABD’nin Patriot ve THAAD gibi gelişmiş hava savunma sistemlerinde kullanılan önleyici füzelerin hem pahalı hem de üretim süreçlerinin uzun olması önemli bir stratejik sorun olarak görülüyor.
Bu durum, Washington yönetiminin mevcut savunma stoklarını nasıl kullanacağı konusunda zor kararlarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.
Bazı güvenlik çevrelerinde, kesin olarak doğrulanmamış olmakla birlikte, İran’ın Rusya’dan çeşitli istihbarat desteği almış olabileceği ve Ukrayna savaşında kullanılan bazı taktikleri kendi operasyonlarına uyarladığı yönünde değerlendirmeler de bulunuyor. Ancak bu iddialar bağımsız kaynaklar tarafından kesin şekilde doğrulanmış değil.
Uzmanlar, İran’ın füze saldırılarındaki gerçek isabet oranının net biçimde hesaplanmasının oldukça güç olduğuna dikkat çekiyor. Askerî üslerde kritik yapıların birbirine yakın konumlanması nedeniyle hedefinden sapma gösteren bir füzenin dahi farklı bir askerî tesise isabet edebilmesi, başarı analizlerini karmaşık hale getiriyor.
Sahadaki son gelişmeler, İran’ın füze kapasitesinin ilk değerlendirmelerde öngörülenden daha dirençli olduğunu ortaya koyuyor. Devam eden çatışmalar, modern savaşlarda yalnızca teknolojik üstünlüğün değil, üretim sürekliliği, uyum kabiliyeti ve taktik esnekliğin de belirleyici unsurlar arasında yer aldığını gösteriyor.
Bölgedeki askeri hareketlilik sürerken, çatışmanın nasıl bir seyir izleyeceği ve tarafların yeni stratejiler geliştirip geliştirmeyeceği uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.