Türkiye’nin sokakları uyuşturucu satıcılarına, dijital dünya dolandırıcılara, oteller ve kiralık evler ise fuhuş ağlarına teslim ediliyor. Neredeyse her gün farklı bir şehirden operasyon haberi gelirken gözaltına alınanların yerini kısa sürede yenileri dolduruyor. Açıklanan başarı rakamları büyüyor ancak vatandaşın hayatındaki güvensizlik bir türlü azalmıyor.
Uyuşturucu kullanımı ve ticareti artık belirli mahallelerin sorunu olmaktan çıktı. Büyükşehirlerden küçük ilçelere, okul çevrelerinden eğlence mekânlarına kadar yayılan zehir ağı çocukları ve gençleri hedef alıyor. Sentetik uyuşturucuların ucuzlaması ve sokakta kolayca bulunabilmesi, bir neslin göz göre göre suç örgütlerinin eline bırakıldığını gösteriyor.
Her operasyondan sonra masalara dizilen uyuşturucu paketleri kamuoyuna “başarı” olarak sunuluyor. Ancak asıl sorunun cevabı verilmiyor: Bu maddeler sınırları nasıl geçiyor, şehirlerin içine kadar kimlerin korumasıyla ulaşıyor ve sokak satıcılarının arkasındaki büyük finans ağı neden tamamen çökertilemiyor?
Torbacıyı yakalayıp uyuşturucu baronuna dokunamayan mücadele, bataklığı değil yalnızca sivrisinekleri hedef alır. Gençler bağımlılığa sürüklenirken aileler tek başına bırakılıyor; tedavi ve rehabilitasyon merkezleri ihtiyaca yetişemiyor. Uyuşturucuya ulaşmak tedaviye ulaşmaktan daha kolay hâle gelmişse ortada yalnızca bir asayiş sorunu değil, açık bir yönetim ve denetim başarısızlığı vardır.
Fuhuş ve insan ticareti ağları da dijital platformların arkasına saklanarak büyüyor. Oteller, günlük kiralanan evler, sözde masaj salonları ve sosyal medya hesapları üzerinden kurulan sistemde kadınlar ve çocuklar sömürülüyor. Bazı işletmelerin kayıt yükümlülüklerinden kaçtığı ve şüpheli hareketlere göz yumduğu iddiaları operasyon dosyalarına yansıyor.
Fuhuşla mücadele birkaç mekânı mühürlemekten ibaret bırakılamaz. İnsanları tehdit, şantaj, borçlandırma veya ekonomik çaresizlikle bu ağlara sürükleyen kişiler bulunmadıkça suç düzeni devam eder. Mağduru suçlayan, örgütü ise görünmez kılan anlayış bu karanlık sektörün yalnızca daha fazla büyümesine hizmet eder.
Türkiye’yi kuşatan üçüncü büyük tehdit dolandırıcılık. Vatandaş artık telefonunu açarken, internetten alışveriş yaparken, ev kiralarken veya yatırım hesabına para gönderirken korkuyor. Kendilerini polis, savcı, banka çalışanı ya da yatırım danışmanı olarak tanıtan suçlular insanların yıllarca biriktirdiği parayı dakikalar içinde çalıyor.
Sahte ilanlar, kiralık banka hesapları, yasa dışı bahis ağları, kripto para tuzakları ve yapay zekâyla hazırlanan sahte görüntüler dolandırıcılığı organize bir endüstriye çevirdi. Suçlular teknolojinin bütün imkânlarından yararlanırken vatandaş çoğu zaman bankadan, platformdan veya ilgili kurumdan zamanında destek alamıyor.
Bir insanın hesabından dakikalar içinde yüz binlerce lira çıkarılıyor ancak para farklı hesaplara dağıtılıp kaybedilmeden işlem durdurulamıyor. Telefon hatları, sahte hesaplar ve dijital reklamlar üzerinden açıkça suç işlenirken kurumların çoğu zaman mağdur parasını kaybettikten sonra harekete geçmesi büyük bir güvenlik zafiyetidir.
Uyuşturucu gençlerin hayatını, fuhuş ağları savunmasız insanların bedenini, dolandırıcılık çeteleri ise vatandaşın alın terini hedef alıyor. Üç suç alanının ortak noktası aynı: Ekonomik krizden, denetimsizlikten ve cezasızlık algısından beslenen organize yapılar.
Uyuşturucu, fuhuş ve dolandırıcılığın resmî istatistiklerde kesin olarak birinci, ikinci ve üçüncü sırada bulunduğunu gösteren ortak bir sıralama yayımlanmış değil. Ancak bunun arkasına sığınılarak yaşanan çürüme küçümsenemez. Operasyonların, soruşturma dosyalarının ve mağdur şikâyetlerinin ulaştığı boyut, bu üç alanın Türkiye’nin en ağır güvenlik sorunları arasına yerleştiğini açıkça gösteriyor.
Vatandaş artık yalnızca kaç kişinin gözaltına alındığını değil, suç örgütlerinin tepesindeki isimlerin yakalanıp yakalanmadığını görmek istiyor. Suçtan elde edilen servetlere el konulmadan, kara para trafiği kesilmeden ve kamu içindeki olası bağlantılar araştırılmadan açıklanan operasyon rakamları sorunu çözmeye yetmez.
Devletin görevi suç işlendikten sonra görüntü yayımlamak değil, suçun işlenmesini önlemektir. Okul çevresinde uyuşturucu satılıyorsa, çocuklar otel odalarına kayıtsız alınabiliyorsa ve vatandaşın banka hesabı birkaç telefon görüşmesiyle boşaltılabiliyorsa denetim mekanizması görevini yerine getiremiyor demektir.
Türkiye’nin daha fazla açıklamaya değil, sonuç üreten bir mücadeleye ihtiyacı var. Sokaktaki satıcıdan suç baronuna, sahte hesaptan paranın aktarıldığı şirkete, fuhuş aracısından göz yuman işletmeye kadar bütün zincir ortaya çıkarılmalı. Aksi hâlde bugün operasyon yapılan adreslerin yerini yarın yenileri alacak ve suç düzeni vatandaşın hayatını kuşatmaya devam edecektir.