SEÇMEN BİR PARTİYE OY VERDİ, VEKİLLER BAŞKA PARTİYE GEÇTİ

SEÇMEN BİR PARTİYE OY VERDİ, VEKİLLER BAŞKA PARTİYE GEÇTİ
Yayınlama: 14.08.2026 23:22

İYİ Parti’den ayrılan Aydın Milletvekili Ömer Karakaş ve Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban ile Gelecek Partisi kökenli İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, AK Parti’ye katıldı. Üç milletvekiline parti rozetlerini Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan taktı. Yeni katılımlarla AK Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısının 280’e yükseldiği bildirildi. Ancak törenin ardından siyasetin değişmeyen tartışması yeniden gündemde: Seçmenin sandıkta verdiği oy, milletvekilinin kişisel siyasi tercihiyle başka bir partiye taşınabilir mi?

AK Parti’nin 25’inci kuruluş yıl dönümü programı yalnızca bir yıldönümü kutlamasına değil, dikkat çekici siyasi transferlere de sahne oldu. İYİ Parti’den istifa eden Ömer Karakaş ve Mehmet Mustafa Gürban ile 2023 seçimlerinde Gelecek Partisi kontenjanından milletvekili seçilen ve daha sonra Yeni Yol çatısı içerisinde yer alan Mustafa Bilici, AK Parti saflarına katıldı. Erdoğan’ın milletvekillerine rozetlerini bizzat takmasıyla geçişler siyasi olarak resmileşirken, iktidar partisinin Meclis’teki sayısal gücü de arttı.

Burada tartışılması gereken konu yalnızca üç milletvekilinin hangi partiye geçtiği değil. Asıl mesele, Türkiye’de giderek olağanlaştırılan “milletvekili transferi” siyasetinin seçmen iradesiyle ne ölçüde bağdaştığı.

Çünkü seçmen sandığa gittiğinde yalnızca bir kişinin adına değil; büyük ölçüde bir siyasi partinin programına, söylemine, ittifakına ve seçim döneminde ortaya koyduğu vaatlere oy veriyor. Özellikle parti listelerinden milletvekili seçilen isimlerin seçimden sonra istifa ederek siyasi olarak karşısında konumlandıkları bir partiye geçmeleri, hukuken mümkün olsa bile siyasi temsil ve etik açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.

Anayasa’nın milletvekilliğinin düşmesini düzenleyen 84’üncü maddesinde bir milletvekilinin partisinden ayrılıp başka bir partiye geçmesi, tek başına milletvekilliğinin otomatik olarak sona ermesi nedenleri arasında düzenlenmiyor. Dolayısıyla parti değiştirmek hukuken mümkün. Ancak “hukuken mümkün olmak” ile “seçmen iradesi açısından tartışmasız olmak” aynı şey değil.

Ömer Karakaş ve Mehmet Mustafa Gürban, 28. dönem milletvekili seçimlerinde İYİ Parti kimliğiyle Meclis’e girmiş isimlerdi. Mustafa Bilici ise farklı bir siyasi çizgiden parlamentoya taşındı. Bugün üç ismin de AK Parti rozetini takması, doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Bu milletvekillerine oy veren vatandaşlar, seçim günü AK Parti’ye temsil yetkisi vermiş miydi?

Milletvekilliğinin anayasal olarak kişiye ait olması bu tartışmayı hukuken açıklayabilir; ancak siyaseten tamamen ortadan kaldırmıyor. Çünkü seçmenlerin önemli bölümü milletvekili adaylarının isimlerinden çok parti amblemlerine oy veriyor. Böyle bir seçim sisteminde seçimden sonra yaşanan her parti değişikliği, yalnızca milletvekilinin kişisel tercihi değil, sandıktan çıkan siyasi tablonun da fiilen değişmesine yol açıyor.

Üstelik mesele üç isimle sınırlı değil. 28. yasama döneminde farklı partilerden çok sayıda milletvekili istifa etti, bağımsız kaldı veya başka partilere katıldı. Siyasi hareketliliğin bu kadar yoğunlaşması, Türkiye’de temsil sisteminin yeniden tartışılmasını gerekli hale getiriyor.

Bir milletvekili partisinin politikalarından rahatsız olabilir, yönetimiyle ters düşebilir veya siyasi çizgisinin değiştiğini düşünebilir. İstifa etmek demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Fakat istifanın ardından seçmenin seçimde rakip olarak gördüğü bir partiye geçilmesi başka bir tartışmadır. Burada vatandaşın “Benim oyum kimin hanesine yazıldı?” sorusu küçümsenemez.

AK Parti açısından bakıldığında ise transferlerin siyasi getirisi açık: Parti seçim yapılmadan Meclis grubunu büyütüyor ve parlamentodaki sayısal ağırlığını artırıyor. Son üç katılımla AK Parti’nin milletvekili sayısının 280’e ulaştığı bildirildi.

Ancak demokrasi yalnızca milletvekili sayısını artırma hesabından ibaret değil. Siyasi partilerin sandıkta elde edemedikleri temsil gücünü seçim sonrasında transferlerle büyütmesi, hangi parti yaparsa yapsın, seçmenin siyasete duyduğu güven açısından sorgulanmayı hak ediyor.

Bugün rozet AK Parti rozeti olabilir; yarın aynı tablo başka bir partinin lehine yaşanabilir. Mesele parti isimlerinden bağımsız olarak değerlendirilmek zorunda. Eğer milletvekilleri seçimden hemen sonra hiçbir seçmen onayına ihtiyaç duymadan farklı siyasi yapılara geçebiliyorsa, o zaman temsil sisteminin en temel sorularından biri yeniden masaya yatırılmalıdır:

Sandıkta verilen oy milletvekiline mi, partiye mi veriliyor?

Ve daha önemlisi:

Seçmenin oyu seçim gecesi sayıldıktan sonra siyasi transferlerle başka bir partinin hanesine yazılabiliyorsa, sandığın ortaya koyduğu siyasi iradenin sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Üç milletvekiline takılan üç rozet, AK Parti’nin sandalye sayısını artırmış olabilir. Fakat törenin geride bıraktığı asıl mesele rakamlardan daha büyük: Türkiye’de seçmen iradesi ile milletvekillerinin siyasi tercih özgürlüğü arasındaki sınırın yeniden tartışılması gerekiyor.