Muhalefet partileri, çevre örgütleri, meslek odaları ve yaşam savunucularının “işgal yasası” olarak nitelendirdiği maden düzenlemesinin yürürlüğe girmesinin üzerinden bir yıl geçti. İktidarın “yatırımları hızlandıracak reform” olarak savunduğu yasa, eleştiren kesimlere göre doğal yaşam alanlarını madencilik ve enerji yatırımlarına açan en kapsamlı düzenlemelerden biri oldu.
Bir yıllık süreçte açıklanan resmi veriler, maden, petrol, doğalgaz ve enerji projelerine verilen izinlerde dikkat çekici bir artış yaşandığını ortaya koyarken, çevre örgütleri bunun “doğa koruma yerine yatırım öncelikli” bir anlayışın sonucu olduğunu savunuyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verilerine göre, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten bu yana;
ÇED olumlu ya da ilgili onay kararları verildi.
Toplamda 1.256 proje, çevresel izin süreçlerini tamamlayarak yatırım aşamasına geçti.
Çevre savunucuları ise ÇED mekanizmasının giderek “şekli bir prosedüre” dönüştüğünü, bilimsel ve ekolojik değerlendirmelerin ikinci plana itildiğini öne sürüyor.
Tartışmaların merkezindeki en dikkat çekici gelişmelerden biri de MAPEG’in açtığı yeni ihale sahaları oldu.
2026 yılı içerisinde ilan edilen 485 maden sahasının toplam büyüklüğü 508 bin 696 hektara ulaştı. Bu rakam, İstanbul’un yüzölçümünü aşan devasa bir alanın madencilik faaliyetlerine açılabileceği anlamına geliyor.
Söz konusu alanların yaklaşık 166 bin hektarlık bölümünün ormanlar, meralar, tarım arazileri ve su havzaları gibi hassas ekosistemlerden oluştuğu belirtiliyor.
MAPEG’in ihale listeleri, madencilik faaliyetlerinin yalnızca belirli bölgelerle sınırlı kalmadığını da gösteriyor.
Yeni ruhsat ve ihale süreçleri;
başta olmak üzere birçok bölgede yeni maden projelerini gündeme taşıdı.
Yasa sonrası ilk aylarda 40 ilde 104 yeni maden arama ruhsatı verilirken, bunların 15’i altın madeni arama ruhsatı olarak kayıtlara geçti.
Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte yalnızca ruhsat sayıları değil, çevresel protestolar da arttı.
Ordu Perşembe’de altın madeni sondajlarına karşı köylüler eylemler düzenledi.
Giresun Tirebolu’da madencilik faaliyetlerine karşı haftalar süren nöbetler tutuldu.
Muş Varto’da jeotermal arama projesine karşı direniş aylarca devam etti.
Kazdağları, Akbelen, Kırşehir ve birçok bölgede ise üreticiler, çevre platformları ve meslek odaları yeni ruhsat kararlarına karşı dava süreçleri başlattı.
İktidar, düzenlemenin Türkiye’nin enerji ve maden yatırımlarını hızlandıracağını, bürokrasiyi azaltacağını ve ekonomik büyümeye katkı sağlayacağını savunuyor.
Buna karşın çevre örgütleri, bilim insanları ve muhalefet partileri ise düzenlemenin doğal varlıkların korunmasını zayıflattığını, ormanların, tarım alanlarının ve su kaynaklarının madencilik faaliyetlerine açılmasını kolaylaştırdığını öne sürüyor.
Bir yılın sonunda ortaya çıkan tablo, maden ve enerji yatırımlarının hız kazandığını gösterirken, çevre ile ekonomik kalkınma arasındaki dengeye ilişkin tartışmaların da giderek daha sert bir zemine taşındığını ortaya koyuyor.