6 Şubat 1923 Kahramanmaraş Depremi

Depremin Üzerinden Geçen Süreye Rağmen Bitmeyen Yaralar
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük yıkımlardan birine neden oldu. On binlerce insan hayatını kaybetti, yüz binlerce bina yerle bir oldu, milyonlarca vatandaş bir gecede evsiz kaldı. Felaketin hemen ardından verilen sözler büyüktü: “Bir yıl içinde konutlar teslim edilecek, şehirler ayağa kaldırılacak, kimse mağdur edilmeyecek.” Aradan geçen zamana rağmen sahadaki tablo, bu vaatlerin ne kadarının hayata geçtiği sorusunu hâlâ canlı tutuyor.
Depremin ilk aylarında enkaz kaldırma ve acil barınma süreci öncelik oldu. Konteyner kentler kuruldu, geçici çözümler devreye alındı. Ancak bu geçici çözümler birçok yerde kalıcı bir belirsizliğe dönüştü. Binlerce aile hâlâ konteynerlerde yaşam mücadelesi verirken; altyapı, eğitim, sağlık ve sosyal hayat eski düzenine kavuşabilmiş değil. Konteynerlerde geçen ikinci ve üçüncü kış, “geçicilik” kavramının fiilen ortadan kalktığını gösteriyor.
Yeniden inşa sürecinde bazı konutların yükseldiği görülse de, teslim edilen konut sayısı ile ihtiyacın büyüklüğü arasındaki uçurum dikkat çekiyor. Birçok depremzede, kendisine vaat edilen evin ne zaman teslim edileceğini hâlâ bilmiyor. Hak sahipliği, kura, yer seçimi ve ödeme koşulları konusunda yaşanan belirsizlikler, vatandaşın devlete olan güvenini zorluyor. “Ev yapılıyor ama bize mi, kime yapılıyor?” sorusu bölgede sıkça dile getiriliyor.
Ekonomik hayat ise depremin en ağır izlerinden birini taşımaya devam ediyor. Küçük esnafın büyük bölümü iş yerini kaybetti, birçok şehirde ticari hayat toparlanamadı. İşsizlik arttı, göç hızlandı. Deprem bölgesinden başka illere giden binlerce kişi geri dönmeyi düşünmüyor; çünkü şehirler hâlâ tam anlamıyla yaşanabilir değil. Bu durum, yeniden yapılanmanın sadece bina yapmakla sınırlı kalamayacağını açıkça ortaya koyuyor.
En sert eleştirilerden biri de denetim ve sorumluluk başlığında yoğunlaşıyor. Depremde yıkılan binaların büyük kısmının yeni ve “güya sağlam” yapılar olması, yıllardır konuşulan imar, ruhsat ve denetim sorunlarını yeniden gündeme taşıdı. Ancak kamuoyunun beklediği kapsamlı hesaplaşmanın hâlâ gerçekleşmediği yönünde ciddi bir kanaat var. Sorumluların tamamının yargı önüne çıkarılmadığı algısı, acıyı daha da derinleştiriyor.
Bugün 6 Şubat depremleri, yalnızca bir doğal afet olarak değil; yönetim, denetim ve hazırlık eksiklerinin ağır faturası olarak hatırlanıyor. Verilen sözlerin bir kısmı tutuldu, bazı adımlar atıldı; ancak tablo hâlâ “tamamlandı” demekten çok uzak. Depremzedeler için asıl soru değişmedi:
“Kaybettiklerimiz geri gelmeyecek ama bu felaketten gerçekten ders çıkarıldı mı?”
Bu soru cevap bulmadan, 6 Şubat’ın yaraları kapanmış sayılmayacak.