Plastik Kirliliği Okyanusun Dibine İndi: Derin Deniz Canlılarının Yüzde 92’sinde Mikroplastik Bulundu

Yayınlama: 04.08.2026 13:45

Mikroplastik kirliliğinin yalnızca deniz yüzeyinde kalmadığı, güneş ışığının ulaşmadığı binlerce metre derinlikteki yaşam alanlarına kadar yayıldığı belirlendi. Hidrotermal bacaların çevresinden toplanan canlıların büyük bölümünde plastik parçacıklarına rastlanması, okyanusların en uzak noktalarının bile insan kaynaklı kirlilikten korunamadığını ortaya koydu.

Okyanuslardaki plastik kirliliğinin ulaştığı boyut, yeni bir bilimsel araştırmayla bir kez daha gözler önüne serildi. Güney Koreli araştırmacılar, deniz yüzeyinin 2 bin metreden daha altında yaşayan salyangoz ve midyeleri inceledi. Analiz edilen canlıların yüzde 92’sinde mikroplastik parçacıkları tespit edildi.

Water Research dergisinde yayımlanan çalışma, uzun yıllar boyunca Dünya’nın en izole ve dış etkilerden en az etkilenen ekosistemleri arasında gösterilen hidrotermal baca bölgelerinin dahi plastik atıklardan korunamadığını ortaya çıkardı.

Plastik parçacıkları binlerce metre derine taşındı

Araştırma, Güneybatı Pasifik’te bulunan Kuzey Fiji Havzası ile Hint Okyanusu’ndaki Orta Hint Sırtı üzerinde gerçekleştirildi. Bilim insanları, bu bölgelerdeki hidrotermal bacaların çevresinde yaşayan canlılardan örnekler topladı.

Yüksek basınç, karanlık ve aşırı sıcaklık farklılıklarıyla bilinen bu alanlarda yaşayan salyangoz ve midyelerin vücutlarında mikroplastik bulunması, kirliliğin okyanus akıntıları ve çöken atıklar aracılığıyla çok uzak mesafelere taşınabildiğini gösterdi.

İncelenen her canlıda ortalama 3,42 mikroplastik parçacığı bulundu. Bu oran, plastik kirliliğinin derin deniz ekosistemlerinde münferit bir durum olmaktan çıktığını ve geniş bir alana yayıldığını düşündürüyor.

En sık rastlanan plastik türü polistiren oldu

Araştırmada canlıların vücutlarında en fazla polistiren parçacıklarına rastlandı. Ambalajlarda, tek kullanımlık ürünlerde ve çeşitli tüketim malzemelerinde yaygın olarak kullanılan polistiren, çevreye karışmasının ardından çok küçük parçalara ayrılarak uzun süre doğada kalabiliyor.

Büyük plastik atıkların güneş, dalga ve fiziksel aşınmanın etkisiyle parçalanması sonucu oluşan mikroplastikler, deniz canlıları tarafından besin zannedilerek yutulabiliyor. Bu parçacıkların canlıların sindirim sistemlerinde birikmesi, beslenme düzenlerini bozması ve besin zincirine karışması önemli çevre riskleri arasında gösteriliyor.

Hint Okyanusu’ndaki yoğunluk dikkat çekti

Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri, farklı bölgelerden alınan örnekler arasında ortaya çıkan büyük fark oldu.

Hint Okyanusu’ndan toplanan canlılardaki mikroplastik yoğunluğunun, Güneybatı Pasifik’teki örneklere göre belirgin biçimde daha yüksek olduğu belirlendi. Canlıların vücut ağırlıkları dikkate alınarak yapılan hesaplamalarda, Hint Okyanusu’ndaki mikroplastik yoğunluğunun bazı örneklerde 15 kata kadar arttığı tespit edildi.

Bilim insanları, bu farkın okyanus akıntıları, çevredeki insan faaliyetleri, deniz taşımacılığı ve plastik atıkların belirli bölgelerde birikmesiyle bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.

En uzak ekosistemler bile artık güvende değil

Her yıl 11 milyon tondan fazla plastiğin okyanuslara karıştığı tahmin ediliyor. Deniz yüzeyinde görülen büyük atıklar zamanla parçalanarak çıplak gözle fark edilmesi güç mikroplastiklere dönüşüyor.

Yeni araştırma, bu parçacıkların yalnızca kıyı bölgelerinde veya yüzeye yakın sularda kalmadığını; okyanusun en karanlık, en derin ve ulaşılması en güç noktalarına kadar indiğini ortaya koyuyor.

Hidrotermal bacalar, güneş ışığından bağımsız olarak gelişen ve özel canlı türlerine ev sahipliği yapan hassas ekosistemler olarak biliniyor. Bu alanlarda mikroplastik bulunması, plastik kirliliğinin biyolojik etkilerinin sanılandan çok daha geniş olabileceği endişesini artırıyor.

Bilim insanlarından izleme ve koruma çağrısı

Araştırmacılar, elde edilen sonuçların derin denizlerde yürütülecek çevresel takip çalışmalarına temel oluşturabileceğini belirtiyor. Özellikle hidrotermal baca bölgelerinde düzenli örnekleme yapılması, mikroplastik yoğunluğundaki değişimin izlenmesi ve kirliliğin canlılar üzerindeki uzun vadeli etkilerinin araştırılması gerektiği vurgulanıyor.

Çalışma, plastik atıkların kaynağında azaltılmadığı sürece kirliliğin yalnızca görülebilen kıyıları değil, insan gözünden binlerce metre uzaktaki yaşam alanlarını da tehdit etmeyi sürdüreceğini gösteriyor.

Okyanusların en derin noktalarında dahi plastik parçacıklarına rastlanması, çevre kirliliğinin artık yerel bir sorun değil, gezegenin tamamını kuşatan küresel bir tehdit hâline geldiğini ortaya koyuyor.