Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde yaşanan akreditasyon tartışması, yalnızca belirli medya kuruluşlarını değil; şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamuoyunun haber alma hakkı ekseninde daha geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi. Sürecin ilerleyen günlerde yapılacak resmî açıklamalarla netleşmesi beklenirken, kamuoyu hâlen aynı sorunun yanıtını arıyor:
“Ret kararı verildi ama neden?”
ANKARA – Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde yaşanan akreditasyon krizi, basın dünyasında geniş yankı uyandırdı. Aralarında Türkiye’nin farklı yayın politikalarına sahip birçok tanınmış medya kuruluşunun bulunduğu başvuruların reddedilmesi, “Akreditasyon sürecinde hangi kriterler uygulandı?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Edinilen bilgilere göre akreditasyon talebi reddedilen kuruluşlar arasında;
yer aldı. Basına yansıyan bazı haberlerde T24 ve Nefes Gazetesi gibi yayın organlarının da benzer şekilde akreditasyon alamadığı ifade edildi.
Uluslararası zirveler yüksek güvenlik önlemleriyle gerçekleştirilebilir. Ancak demokratik hukuk devletlerinde güvenlik gerekçeleri kadar şeffaflık ilkesi de büyük önem taşıyor.
Bir NATO Zirvesi yalnızca devlet yöneticilerini ilgilendiren bir organizasyon değil; aynı zamanda milyonlarca vatandaşın vergileriyle finanse edilen ve kamuoyunu doğrudan ilgilendiren uluslararası bir toplantıdır.
Bu nedenle kamuoyunda yükselen eleştiri yalnızca “Kimler içeri alınmadı?” sorusu değil; “Neden alınmadılar?” sorusudur.
Ret kararı verilen medya kuruluşlarının yayın politikaları birbirinden farklı olsa da ortak noktaları, uzun yıllardır ulusal ölçekte yayın yapan ve kamuoyunda bilinen haber kuruluşları olmaları.
Bu tablo, akreditasyon değerlendirmesinin hangi ölçütlere göre yapıldığına ilişkin tartışmaları daha da artırdı.
Eğer güvenlik kriterleri uygulandıysa;
Bugüne kadar bu soruların tamamına ilişkin ayrıntılı ve kamuoyunu tatmin edecek kapsamlı bir açıklama yapılmış değil.
Asıl eleştirilerin odağında ret kararı değil, gerekçesiz ret algısı bulunuyor.
Çünkü demokratik ülkelerde alınan idari kararların gerekçelendirilmesi, yalnızca ilgili kurumlar açısından değil kamuoyunun güveni bakımından da temel ilkelerden biri olarak kabul ediliyor.
Aksi durumda oluşan bilgi boşluğu;
beraberinde getiriyor.
Gazetecilerin görevi yalnızca haber yapmak değildir.
Kamu adına soru sormak…
Kamu adına izlemek…
Kamu adına bilgiye ulaşmaktır.
Uluslararası zirvelerde mümkün olan en geniş medya temsilinin sağlanması, yalnızca gazetecilerin değil toplumun haber alma hakkının da önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bugün kamuoyunun önünde duran temel soru değişmiş değil: Bu medya kuruluşlarının başvuruları hangi objektif kriterlere göre reddedildi?
Yetkili kurumlardan yapılacak ayrıntılı ve gerekçeli bir açıklama, hem kamuoyundaki tartışmaların sona ermesi hem de akreditasyon sürecine duyulan güvenin güçlenmesi açısından önem taşıyor.