
Eşref Bitlis, Türkiye’nin yakın tarihindeki en tartışmalı ve karanlık ölümlerden birinin merkezinde yer alan isimlerden biri olarak hafızalarda yer alıyor. Orgeneral Bitlis, görev yaptığı dönemde Kuzey Irak’ta konuşlu Çekiç Güç’ün Türkiye’den ayrılması gerektiğini açıkça savunuyor, ABD’nin bölgede bir Kürt devleti oluşturma çabasının Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olduğunu dile getiriyordu. Bu çıkışları nedeniyle, ABD Büyükelçiliği tarafından Türk hükümetine birkaç kez şikâyet edildiği iddiası kamuoyuna yansıdı.
17 Aralık 1992’de yaşanan bir olay ise tartışmaları daha da derinleştirdi. Çekiç Güç’e bağlı Amerikan savaş uçaklarının, kendilerine önceden bildirim yapılmasına rağmen, Irak’ın Selahaddin kentine gitmekte olan Eşref Bitlis’in helikopterine taciz uçuşu yaptığı ve helikopteri inişe zorladığı iddia edildi. Bu olay, Bitlis’in Çekiç Güç karşıtı duruşu nedeniyle hedef alındığı yönündeki şüpheleri güçlendirdi.
Bitlis’in adı, yalnızca dış politika eleştirileriyle değil, devlet içindeki gayrimeşru yapılara karşı duruşuyla da anıldı. Komutanlığı döneminde JİTEM’in kurulmasına, yargısız infazlara, itirafçılar üzerinden yürütülen silah ve uyuşturucu kaçakçılığı iddialarına karşı çıktığına dair haberler basına yansıdı. Bu tavır, onu hem içeride hem dışarıda güçlü odaklarla karşı karşıya getirdi.
Orgeneral Eşref Bitlis, ölümünden yaklaşık yedi ay önce dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a yazdığı mektupta Kürt sorununa ilişkin ciddi uyarılarda bulundu. Bitlis mektubunda, “Sayın Cumhurbaşkanım, zatıaliniz bu olaya müdahil olmalı, aksi takdirde bölgede sonu alınamayacak ciddi risk ve tehditlerle karşı karşıya kalabiliriz” ifadeleriyle, yaklaşan tehlikelere dikkat çekti.
7 Şubat 1993’te, İncirlik Üssü’nden kalkan ABD uçaklarının PKK’ya yardım dağıttığı yönünde kamuoyuna yansıyan açıklamaların ardından, 17 Şubat 1993’te Bitlis’in içinde bulunduğu Beechcraft B200 King Air tipi uçak, henüz tam olarak aydınlatılamayan nedenlerle düştü ve Orgeneral Bitlis hayatını kaybetti. Olay sonrası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş, kazanın sebebini buzlanma ve pilotaj hatası olarak açıkladı. Ancak ertesi gün yapılan resmî açıklamada, bu değerlendirmeye dayanak oluşturan herhangi bir teknik rapor veya bilirkişi incelemesinin bulunmadığı ifade edildi. Kara Havacılık Okulu Komutanı Tuğgeneral Armağan Kuloğlu’nun kazadan kısa süre sonra hazırladığı rapor da tartışmaları bitirmedi.
Bitlis’in ölümünün ardından yaşanan gelişmeler, kamuoyunda “tesadüf mü, zincirleme bir süreç mi?” sorularını gündeme taşıdı. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü, Bitlis’e yakın isimlerden Rıdvan Özden ve Bahtiyar Aydın’ın görev başında hayatını kaybetmesi, aynı yıl Uğur Mumcu ve Adnan Kahveci suikastları, Bingöl’de 33 askerin şehit edilmesi, Sivas ve Başbağlar katliamları ile Lice’de Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesi, 1993 yılını Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden biri haline getirdi.
Aradan geçen onca yıla rağmen, Eşref Bitlis’in ölümüyle ilgili soru işaretleri hâlâ giderilebilmiş değil. Dosya resmî kayıtlarda “kaza” olarak yer alsa da, kamu vicdanında bu olay tam anlamıyla kapanmış sayılmıyor. Bitlis, bugün hâlâ, hem savunduğu politikalar hem de ardında bıraktığı cevaplanmamış sorularla anılıyor.