
Adıyaman’da yıllarca sürdüğü iddia edilen bir istismar davasında mahkemenin verdiği karar büyük tartışma yarattı. 19 yaşındaki genç kız, çocukluk döneminden itibaren amcası, eniştesi ve komşusu tarafından yıllarca istismara maruz bırakıldığını öne sürmüş, olaylar Çocuk İzlem Merkezi’nde (ÇİM) alınan ifadelerle rapor altına alınmıştı. Savcılık, mağdurun beyanlarının tutarlı olduğu, tıbbi raporların iddiaları desteklediği ve fail olarak belirtilen kişilerle ilgili yeterli şüphe bulunduğu gerekçesiyle sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Ancak mahkeme, “delil yetersizliği” gerekçesiyle sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Kararda, mağdurun beyanlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli olmadığı, dosyada sanıkları cezaya götürecek nitelikte kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı ifade edildi. Bu karar, savcının ceza talebi ve ÇİM raporlarının dosyada yer almasına rağmen verildi.
Aile ve kadın örgütleri karara tepki gösterirken, mağdurun avukatı istinaf yoluna gidileceğini açıkladı. Kamuoyunda tartışma yaratan karar, Türkiye’de istismar davalarındaki delil değerlendirme kriterlerinin yeniden sorgulanmasına neden oldu. Özellikle mağdurun çocukluk dönemine dayanan olaylarda somut delil bulmanın güçlüğü, istismar davalarında “mağdur beyanı”nın ne ölçüde esas alınması gerektiği konusunu yeniden gündeme taşıdı.
Adıyaman’daki karar, hem hukuk çevrelerinde hem de toplumda “cezasızlık algısının” arttığı yönündeki eleştirileri güçlendirirken, dosyanın istinaf sürecinde nasıl bir yol izleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.