ABD istihbaratının Rusya’ya ilişkin son değerlendirmesi, Avrupa güvenliğinde yeni ve son derece tehlikeli bir dönemin kapısının aralanabileceğini gösteriyor. Washington’daki güvenlik çevrelerine yansıyan değerlendirmelere göre Moskova’nın önümüzdeki yıllarda NATO’nun doğu kanadını doğrudan test edebilecek sınırlı bir askeri operasyon gerçekleştirme ihtimali artık daha ciddi bir senaryo olarak ele alınıyor. Özellikle Polonya ile Estonya, Letonya ve Litvanya’nın olası hedefler arasında değerlendirildiği belirtilirken, riskli dönem olarak 2026 sonbaharından 2029’a kadar uzanan bir zaman aralığına dikkat çekiliyor.
ABD istihbaratının önceki değerlendirmelerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna savaşı devam ederken NATO ile doğrudan çatışmayı göze almayacağı düşünülüyordu. Ancak son gelişmelerin ardından bu yaklaşımın değişmeye başladığı bildiriliyor. Batılı güvenlik çevreleri artık Rusya’nın geniş çaplı bir işgalden önce NATO’nun siyasi iradesini, askeri reaksiyon süresini ve üye ülkelerin birlikte hareket edip etmeyeceğini ölçmek amacıyla daha küçük fakat son derece riskli hamleler yapabileceği ihtimali üzerinde duruyor.
Bu senaryoda Rusya’nın doğrudan tanklarla sınırı geçmesinden önce siber saldırılar, kritik altyapıya yönelik sabotajlar, kimliği belirsiz silahlı gruplar, insansız hava araçları veya sınırlı hava operasyonları gibi yöntemlere başvurabileceği değerlendiriliyor. Böyle bir stratejinin amacı NATO’nun meşhur 5’inci maddesinin hangi şartlarda ve ne kadar hızlı işletileceğini sınamak olabilir. İttifakın bir üyesine yönelik saldırının bütün NATO ülkelerine yapılmış kabul edilmesini öngören bu madde, Avrupa güvenlik mimarisinin en önemli caydırıcılık unsuru durumunda.
Son haftalarda yaşanan hava sahası ihlalleri ve insansız hava araçlarına yönelik alarm durumları da endişeleri artırıyor. Batılı savaş uçaklarının birkaç kez şüpheli İHA hareketliliği nedeniyle havalandığı, Romanya hava sahasına giren bir insansız hava aracının da engellendiği belirtiliyor. Rus askeri uçaklarının temmuz ayındaki faaliyetlerinde bir önceki yılın aynı dönemine göre ciddi artış yaşandığı iddiası ise NATO’nun doğu kanadındaki hava devriyelerinin neden yoğunlaştırıldığını açıklayan önemli gelişmelerden biri olarak gösteriliyor.
NATO cephesinde ise açık mesaj veriliyor: İttifak yalnızca klasik bir kara saldırısına değil, çok daha geniş bir tehdit yelpazesine hazırlanıyor. NATO Sözcüsü Albay Martin O’Donnell, farklı senaryoların sürekli değerlendirildiğini ve ittifakın gerekli görülmesi halinde caydırıcılık ile savunma kapasitesini kullanmaya hazır olduğunu belirtiyor. Bu açıklamalar, NATO karargâhında Rusya kaynaklı tehdidin artık teorik bir ihtimal olarak görülmediğini ortaya koyuyor.
En fazla üzerinde durulan bölgeler Polonya ve Baltık ülkeleri. Bunun nedeni yalnızca bu ülkelerin Rusya’ya yakınlığı değil. Estonya, Letonya ve Litvanya NATO’nun doğu sınırında son derece hassas bir coğrafyada bulunurken Polonya, Ukrayna’ya sağlanan askeri desteğin ve NATO’nun doğu kanadındaki lojistik sisteminin temel merkezlerinden biri haline gelmiş durumda. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek sınırlı bir saldırı bile Avrupa’nın tamamını çok daha büyük bir güvenlik krizine sürükleyebilir.
Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda’nın daha önce yaptığı uyarılar da aynı tabloyu güçlendiriyor. Nauseda, Rusya kaynaklı olası “kinetik operasyonlara” ilişkin istihbarat bulunduğunu belirtmiş ve kritik altyapının hedef alınabileceğini söylemişti. Enerji hatları, elektrik şebekeleri, haberleşme sistemleri, demiryolları ve askeri lojistik noktaları bu tür bir hibrit saldırıda en hassas hedefler arasında değerlendiriliyor.
Rus muhalif siyasetçi ve eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov da Moskova’nın NATO sınırlarını sınama ihtimalinin giderek arttığını savunan isimler arasında. Polonyalı güvenlik uzmanları ise daha karmaşık bir senaryoya dikkat çekiyor: Rusya veya Belarus tarafından sınırlı sayıda askerin NATO sınırını geçmesi, aynı anda hava saldırıları veya sabotajlarla enerji altyapısının hedef alınması ve ardından ortaya çıkacak siyasi belirsizliğin kullanılması.
Bu ihtimalin NATO açısından en tehlikeli tarafı da burada yatıyor. Büyük çaplı bir saldırıda kimin saldırdığı ve NATO’nun nasıl cevap vereceği nispeten açıkken, birkaç yüz kişilik silahlı bir grubun sınır ihlali, kimliği belirsiz insansız hava araçları veya kritik altyapıda eş zamanlı sabotajlar çok daha karmaşık bir tablo oluşturabilir. Böyle bir durumda ittifak ülkelerinin “Bu doğrudan Rus saldırısı mıdır?” sorusuna vereceği cevap, NATO’nun caydırıcılığının geleceğini belirleyebilir.
Rusya-Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde gündeme gelen bu değerlendirme, Avrupa’daki güvenlik hesaplarının artık yalnızca Ukrayna sınırlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Washington ve NATO başkentlerinde asıl endişe, Moskova’nın bir noktada “NATO gerçekten savaşa girer mi?” sorusunun cevabını sahada test etmeye kalkışması.
Böyle bir testin sonucu ise yalnızca Polonya veya Baltık ülkelerini ilgilendirmeyecek. NATO üyesi herhangi bir ülkeye yönelik silahlı saldırının ittifakın tamamını doğrudan kriz masasına taşıması nedeniyle küçük görünen bir sınır olayı bile Avrupa çapında askeri karşılaşmanın başlangıcına dönüşebilir.
Bu nedenle 2026 sonbaharı ile 2029 arasındaki dönem için yapılan değerlendirmeler, bir savaşın kesin olarak çıkacağı anlamına gelmiyor. Ancak Batılı güvenlik kurumlarının hazırlıklarını artık “Rusya NATO’ya saldırır mı?” sorusundan çok “Rusya NATO’yu hangi yöntemle ve hangi noktada test etmeye çalışabilir?” sorusu üzerinden yapmaya başladığını gösteriyor.
Avrupa’nın önündeki asıl tehlike de tam olarak burada: Ukrayna’da başlayan savaşın NATO sınırlarına taşınması halinde, yıllardır diplomasi ve caydırıcılık üzerinden yürütülen Rusya-Batı hesaplaşması ilk kez doğrudan askeri çatışmaya dönüşebilir.