Kayseri’nin Vergi Rekortmenleri Neden Gizleniyor? Milyarlar Ortada, İsimler Sis Perdesinde

Yayınlama: 07.08.2026 13:15

Kayseri yıllardır “sanayi şehri”, “ticaret şehri”, “üreten şehir”, “Anadolu’nun ekonomik merkezlerinden biri” sözleriyle anlatılıyor. Fabrikalarıyla, holdingleriyle, ihracatçılarıyla, büyük sermaye gruplarıyla övünüyoruz. Şehrin ekonomik gücü anlatılırken rakamlar havada uçuşuyor; cirodan, ihracattan, yatırımdan, servetten söz etmekte kimse tereddüt etmiyor. Fakat sıra “Bu şehirde en fazla vergiyi kim ödüyor?” sorusuna geldiğinde aynı açıklık bir anda ortadan kayboluyor. Karşımıza isimler yerine yıldızlar, rakamlar yerine “mükellef bilgilerinin açıklanmasını istemeyenler” notları çıkıyor. Üstelik bu istisnai bir durum da değil; son yıllarda hem Türkiye genelinde hem Kayseri’de vergi rekortmenlerinin büyük bölümü adının açıklanmamasını tercih ediyor. Mevzuat buna izin veriyor. Ancak bir uygulamanın yasal olması, kamu yararı açısından sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Tam tersine asıl tartışılması gereken bugün budur: Vergi rekortmenliği kamuoyuna açıklanacak kadar kamusal bir konuysa, listenin yarısının hatta bazı yıllarda çok daha fazlasının isimsiz bırakıldığı bir sistemin şeffaflık açısından ne anlamı kalıyor? 561 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında en yüksek vergi tahakkuk eden mükelleflerin açıklanması öngörülürken, bilgilerinin açıklanmasını istemeyen mükelleflere isimlerini gizleme imkânı tanınıyor. Araştırmadaki verilere göre Türkiye genelinde de bu hak yoğun biçimde kullanılıyor; 2024 yılı gelir vergisi rekortmenlerinin ilk 100’ünde yalnızca 21 kişinin isminin açıklanmasına izin verdiği belirtiliyor.

Kayseri’deki tablo ise şeffaflık tartışmasını daha da çarpıcı hale getiriyor. Kayseri Defterdarlığı’nın 29 Eylül 2025 tarihli resmî açıklamasına göre 2024 vergilendirme döneminde kentte 17 bin 377 kurumlar vergisi mükellefi toplam 38 milyar 482 milyon liranın üzerinde matrah beyan etti ve yaklaşık 7 milyar 926 milyon lira kurumlar vergisi tahakkuk etti. İlk 10 sıralamasına bakıldığında Kayseri Şeker Fabrikası 325 milyon 585 bin 981 liralık tahakkuk eden vergiyle birinci sırada bulunuyor. Bellona Mobilya yaklaşık 186,1 milyon lira, Kayseri ve Civarı Elektrik yaklaşık 123 milyon lira, Boytrans yaklaşık 102,7 milyon lira, Kayseri Elektrik Perakende Satış ise yaklaşık 88,9 milyon lirayla açıklanan şirketler arasında. Ancak ilk 10’daki 2’nci, 3’üncü, 5’inci, 8’inci ve 9’uncu sıralardaki beş şirketin kimliği kamuoyundan gizli. Yani Kayseri’nin en fazla kurumlar vergisi tahakkuk eden ilk 10 şirketinin yarısının kim olduğunu vatandaş bilmiyor. Bu durum herhangi bir gazetecinin iddiası değil; doğrudan Kayseri Defterdarlığı’nın yayımladığı listede görülüyor.

Şimdi sormak gerekiyor: Bir listeyi “vergi rekortmenleri” diye kamuoyuna açıklayıp yarısının adını gizlemek gerçekten şeffaflık mıdır? Vatandaş yalnızca rakamları görmek için mi bu listelere bakıyor? Vergi rekortmenliği dediğimiz kavramın temelinde, ülkenin ve şehrin ekonomisine en yüksek vergi katkısını sağlayan kişi ve kurumların bilinmesi yok mudur? Eğer isimler açıklanmayacaksa kamuoyuna sunulan listenin toplumsal karşılığı nedir? Birinci belli, dördüncü belli, altıncı belli ama ikinci sıradaki şirket yok. Üçüncü sırada kim var bilinmiyor. Beşinci sıradaki mükellefin adı yıldızlarla kapatılmış. Bu tablo doğal olarak vatandaşta “Neden gizleniyorlar?” sorusunu doğuruyor.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. İsimlerini açıklamayan mükelleflerin vergi kaçırdığına, usulsüzlük yaptığına, siyasi koruma altında olduğuna veya yasa dışı bir ilişkisinin bulunduğuna dair elde herhangi bir kanıt yok. Tam tersine isimlerini gizleme tercihleri mevcut mevzuatın tanıdığı bir imkâna dayanıyor. Araştırmada da siyasi veya ticari baskıyla isimlerin kapatıldığına ilişkin somut belge bulunamadığı açıkça belirtiliyor. Fakat sorun zaten tek tek şirketlerin bu yasal hakkı kullanması değildir. Asıl tartışılması gereken, devletin vergi şeffaflığı politikasının neden böyle bir sonuç ürettiğidir. Eğer ekonomik şeffaflık kamu yararı taşıyorsa neden sistem bu kadar geniş bir gizlilik alanı bırakıyor? Eğer vergi bilgisi tamamen özel alan kabul ediliyorsa neden “rekortmen listesi” hazırlanıyor? İki yaklaşım aynı anda uygulanınca ortaya bugün gördüğümüz yarım açık, yarım kapalı bir tablo çıkıyor.

Daha da düşündürücü olan, geçmişte vergi rekortmeni olmanın iş dünyasında bir itibar göstergesi kabul edilmesiydi. İş insanları isimlerinin açıklanmasından gurur duyar, şirketler bunu başarı olarak kamuoyuna duyururdu. Bugün ise Türkiye’nin en fazla vergi ödeyen kişilerinin büyük kısmı “adımı açıklamayın” diyor. Kayseri’de 2023 vergilendirme dönemi gelir vergisi listesinde ilk 10 içerisindeki dokuz kişinin adının gizlendiği, yalnızca Mustafa Suat Köylüoğlu’nun isminin açıklandığı araştırmaya yansıyor. 2024 döneminde ise ilk 10 gelir vergisi mükellefinden yalnızca iki kişinin adının açıklanmasına izin verdiği belirtiliyor. Bir şehir düşünün; en fazla gelir vergisi ödeyen 10 kişinin sekizinin kim olduğunu bilmiyorsunuz. Sonra aynı şehirde servet listeleri, zengin aileler, milyonluk yatırımlar, fabrikalar, arsalar ve şirket büyüklükleri konuşuluyor. Vatandaş doğal olarak şu soruyu soruyor: Ekonomik başarımızı anlatırken isimler ortada da sıra vergiye gelince neden perde kapanıyor?

Bu soruyu sormak kimseyi vergi kaçakçılığıyla suçlamak değildir. Aksine vergisini tam ve zamanında ödeyen mükellefin hakkını da koruyan bir sorudur. Çünkü milyonlarca lira vergi tahakkuk ettiren ve bunu ödeyen bir şirket neden kamuoyunun takdirinden mahrum kalıyor? Diğer taraftan şehrin ekonomik büyüklüğü ile vergi katkısı arasındaki ilişkinin sağlıklı biçimde tartışılabilmesi için de açık veriye ihtiyaç var. Kayseri’de kim ne kadar üretiyor, kim ne kadar kazanıyor, hangi sektör ne kadar vergi oluşturuyor, ekonomik büyüklük vergi gelirine ne ölçüde dönüşüyor? Bunların tamamı ekonomi gazeteciliğinin ve kamu denetiminin doğal soruları.

Üstelik Kayseri’de mesele yalnızca rekortmenlerin isimleri değil. Şehrin yıllardır öne çıkardığı dev ekonomik potansiyelin merkezi bütçeye yaptığı vergi katkısıyla nasıl bir ilişki içinde olduğu da ayrıntılı biçimde tartışılmalı. “Sanayi kentiyiz” demek kolaydır. Kaç şirket kurumlar vergisi ödüyor? Vergi matrahları yıllar içinde nasıl değişiyor? İlk 100 şirketin toplam verginin ne kadarını oluşturduğu nedir? Hangi sektörlerde kârlılık yükselirken hangilerinde düşüyor? İstihdam, ihracat ve vergi arasında nasıl bir ilişki bulunuyor? Bunların kamuoyuyla düzenli, karşılaştırılabilir ve anlaşılabilir biçimde paylaşılması gerekir. Araştırmada Kayseri için il bazında açıklanan listelerin çoğunlukla ilk 10 ile sınırlı kaldığı, oysa mevzuat çerçevesinde daha geniş listelerin hazırlanabildiği belirtiliyor.

Kayseri ekonomik büyüklüğüyle övünüyorsa vergi şeffaflığı konusunda da örnek şehir olmak zorundadır. Sadece “vergisini zamanında ödeyen mükelleflerimize teşekkür ederiz” cümlesi yeterli değildir. Kamuoyuna daha fazla veri verilmelidir. Kaç mükellefin adının gizlenmesini istediği, açıklanan ve açıklanmayanların toplam vergi içindeki payı, sektör dağılımları ve önceki yıllarla karşılaştırmalar yayımlanmalıdır. İsimlerin açıklanmasına mevcut mevzuat engel oluşturuyorsa anonimleştirilmiş ekonomik veriler çok daha ayrıntılı paylaşılmalıdır. Çünkü vergi mahremiyeti ile kamusal hesap verebilirlik arasında kurulabilecek tek denge “yıldız koyup geçmek” değildir.

Bir başka kritik nokta da şu: Gizlilik hakkının kullanılması vatandaşın kuşku duymasını engellemiyor. Tam aksine veri eksikliği söylentiyi büyütüyor. Kim ikinci? Kim üçüncü? Büyük diye bildiğimiz hangi şirket listede yok? Hangi şirket ne kadar vergi ödüyor? Şehrin en zengin isimleri gerçekten en yüksek vergi ödeyenler arasında mı? Bu sorular açık veri olmadığı müddetçe kulaktan kulağa dolaşmaya devam eder. Devletin görevi söylentinin önünü sansürle kesmek değil, mümkün olan en geniş ölçüde doğru veriyle doldurmaktır.

Kayseri’de hiç kimse hukuken sahip olduğu gizlilik hakkını kullandığı için suçlanamaz. Fakat sistemin kendisi sorgulanabilir ve sorgulanmalıdır. Vergi, devletle vatandaş arasındaki en temel toplumsal sözleşmelerden biridir. Maaşından gelir vergisi kesilen işçi ne ödediğini biliyor. Markete giden vatandaş KDV ödüyor. Otomobiline yakıt alan sürücü ÖTV ödüyor. Telefon faturasında, elektrikte, doğalgazda, alışverişte vergi vatandaşın karşısına çıkıyor. Böyle bir ülkede büyük ekonomik aktörlerin vergi katkısına ilişkin kamusal bilginin giderek daha fazla yıldız işaretlerinin arkasına çekilmesi doğal olarak tartışma yaratır.

Mesele insanların servetini teşhir etmek değildir. Mesele vergi adaletine duyulan güveni güçlendirmektir.

Kayseri Defterdarlığı resmî rakamları yayımlıyor ve mevzuatın kendisine verdiği çerçevede hareket ediyor. Problem yalnızca yerel kurumun problemi değildir. Bu, Türkiye’nin vergi şeffaflığı anlayışının tartışılması gereken bir sonucudur. VUK, GİB uygulamaları ve açıklama usulleri kamu yararı açısından yeniden değerlendirilmeli; mahremiyeti korurken kamuoyunun ekonomik gerçekleri görmesini sağlayacak daha güçlü bir şeffaflık modeli kurulmalıdır. Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesi Hazine ve Maliye Bakanlığına mükelleflerin vergiye ilişkin bazı bilgilerinin açıklanmasında yetki tanıyor ve açıklama usulleri Bakanlık tarafından belirleniyor.

Çünkü bugün Kayseri’de ortaya çıkan manzara açık: Milyarlarca liralık matrah var, milyarlarca liralık vergi tahakkuku var, “rekortmenler” listesi var ama listenin önemli bölümünde isim yok. O zaman vatandaşın sorusu da son derece basit: Madem rekortmenleri açıklıyoruz, neden kim olduklarını gizliyoruz? Kayseri’nin ekonomik gücüyle gurur duyacaksak, vergi şeffaflığıyla da gurur duyabileceğimiz bir sistem kurmak zorundayız. Yıldız işaretlerinin arkasına saklanan bir liste, şeffaflık değil; ancak eksik bir fotoğraftır.