Erciyes Üniversitesi’nde İkinci Dönem Tartışması: Fatih Altun Dört Yılın Hesabını Vermeden Yeniden Atama Beklememeli

Yayınlama: 04.08.2026 09:17

Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun’un yeniden rektörlük görevine aday olduğu yönündeki bilgiler, üniversite kamuoyunda yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Dört yıllık görev süresinin sonuna yaklaşan Altun’un yeniden atanmayı istemesi doğal bir hak olabilir. Ancak Erciyes Üniversitesi gibi köklü bir kurumda ikinci dönem talebi yalnızca yapılan açılışlar, düzenlenen törenler ve hazırlanan tanıtım sunumlarıyla gerekçelendirilemez. Üniversite yönetimi, başarılarını anlatmadan önce eksik kalan hedeflerin, çözülemeyen sorunların ve eleştirilen yönetim anlayışının hesabını vermelidir.

Erciyes Üniversitesi’nde rektörlük süreci yaklaşırken gözler yeniden mevcut Rektör Prof. Dr. Fatih Altun’a çevrildi. Altun’un ikinci dönem için görev talep ettiği ve adaylık sürecine hazırlandığı belirtilirken üniversite çevrelerinde en çok sorulan soru şu oldu:

Erciyes Üniversitesi neden aynı yönetim anlayışıyla dört yıl daha devam etsin?

Bu soru kişisel bir karşıtlık üzerinden değil, doğrudan kurumsal performans üzerinden cevaplandırılmalıdır. Çünkü rektörlük makamı, görev süresi tamamlanan kişiye otomatik olarak yeniden verilmesi gereken bir kazanılmış hak değildir.

Dört yıl boyunca makamda bulunmak tek başına başarı sayılmaz. Önemli olan, bu sürede üniversitenin bilimsel üretimden öğrenci memnuniyetine, akademik özgürlükten liyakate, çalışan huzurundan uluslararası görünürlüğe kadar hangi noktaya taşındığıdır.

Fatih Altun yeniden göreve talipse, önce dört yıllık dönemin ayrıntılı bilançosunu kamuoyunun önüne koymalıdır.

REKTÖRLÜK KOLTUĞU OTOMATİK UZATILAN BİR MAKAM DEĞİLDİR

Üniversiteler kişilere göre şekillendirilecek kurumlar değildir. Rektörler üniversitenin sahibi değil, belirli bir süre için görevlendirilen yöneticileridir.

Erciyes Üniversitesi ise sıradan bir kurum hiç değildir. On binlerce öğrencisi, binlerce çalışanı, güçlü sağlık altyapısı, araştırma merkezleri ve yıllar içinde oluşmuş akademik birikimi bulunan Türkiye’nin önemli devlet üniversitelerinden biridir.

Böylesine büyük bir kurumun yönetiminde ikinci dönem talep eden kişinin yalnızca “Projeler yaptık” demesi yeterli değildir.

Şu sorulara cevap verilmelidir:

Üniversitenin hangi sorunu çözüldü?

Hangi hedefler gerçekleştirilemedi?

Öğrencilerin yönetime katılımı ne ölçüde arttı?

Akademisyenlerin çalışma ortamı ne kadar iyileşti?

Liyakat konusunda hangi somut güvence oluşturuldu?

Uluslararasılaşmada hedeflenen seviyeye neden ulaşılamadı?

Çalışanların ve öğrencilerin memnuniyet oranları neden istenilen düzeyin altında kaldı?

Bu sorular açıklanmadan yeni dönem istemek, üniversite kamuoyundan geçmiş dönem için hesap vermeden açık çek talep etmek anlamına gelir.

BAŞARI ANLATISIYLA RESMÎ PERFORMANS ARASINDAKİ FARK AÇIKLANMALI

Erciyes Üniversitesi yönetimi, görev süresi boyunca yapılan projeleri, yatırımları ve bilimsel başarıları kamuoyuna düzenli biçimde duyurdu.

Elbette yapılan her olumlu çalışma değerlidir.

Ancak üniversitelerin başarıları yalnızca rektörlük makamına ait değildir. Bilimsel yayınları hazırlayan akademisyenler, projeleri yürüten araştırmacılar, laboratuvarlarda çalışan ekipler, hastanelerde görev yapan sağlık personeli, idari çalışanlar ve öğrenciler bu başarının gerçek sahipleridir.

Üniversitenin sıralaması yükseldiğinde bunu yönetimin başarısı olarak anlatıp hedefler tutmadığında sorumluluğu alt birimlere bırakmak kabul edilemez.

Yönetici, başarıyı sahipleniyorsa başarısızlığın sorumluluğunu da üstlenmelidir.

Erciyes Üniversitesi’nin resmî performans değerlendirmelerinde bazı alanlarda hedeflerin oldukça gerisinde kalındığı görülüyor. Öğrenci katılımı, öğretim elemanlarının desteklenmesi, uluslararası hareketlilik, kurumsal aidiyet, sosyal hizmetler ve sağlık turizmi gibi başlıklarda ortaya çıkan eksiklikler ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Bu göstergeler görmezden gelinerek yalnızca iyi sonuçların anlatılması, hesap verme değil, seçilmiş başarıların kamuoyuna sunulmasıdır.

ÖĞRENCİLER ÜNİVERSİTENİN MERKEZİNDE Mİ, TANITIM FOTOĞRAFLARINDA MI?

Bir üniversitenin varlık nedeni öğrencidir.

Öğrencinin sesini duymayan, sorununu zamanında çözmeyen ve karar süreçlerine katılımını sağlayamayan bir yönetim, kaç bina açarsa açsın öğrenci odaklı olduğunu iddia edemez.

Erciyes Üniversitesi’nde öğrencilerin eğitim ve araştırma süreçlerine katılım hedeflerinin istenilen seviyeye ulaşmaması, yönetimin açıklaması gereken temel konulardan biridir.

Öğrenciler bilimsel etkinliklere yeterince katılabiliyor mu?

Uluslararası değişim programlarına ulaşabiliyor mu?

Yemekhane, ulaşım, sosyal alan, barınma ve eğitim altyapısından memnun mu?

Şikâyetlerini doğrudan yönetime ulaştırabilecek etkili bir mekanizma var mı?

Üniversite yönetimi öğrenciyi yalnızca festivalde, mezuniyet töreninde veya toplu fotoğrafta hatırlamamalıdır.

Öğrencinin gerçek hayatı, rektörlüğün tanıtım bültenlerinde görülen tablodan çok daha önemlidir.

Bir öğrenci kampüste uygun fiyatla yemek yiyemiyorsa, akademik danışmanına ulaşamıyorsa, sosyal alan bulamıyorsa ve yönetime ilettiği sorunlara cevap alamıyorsa yapılan reklamların o öğrenci için hiçbir anlamı yoktur.

AKADEMİSYEN DESTEKLENMEDEN BİLİMSEL BAŞARI SÜRDÜRÜLEMEZ

Erciyes Üniversitesi’nin bilimsel üretimde elde ettiği başarılar büyük ölçüde akademisyenlerin emeğine dayanıyor.

Ancak bilim insanlarından sürekli yayın, proje, patent, atıf ve uluslararası başarı beklenirken aynı kişilere sunulan desteklerin ne ölçüde yeterli olduğu da sorgulanmalıdır.

Öğretim elemanlarının uluslararası hareketlilikten yararlanma oranları, eğitim faaliyetlerine yönelik teşvikler ve araştırma ortamının kalitesi konusunda hedeflerin gerisinde kalındığı görülüyorsa yönetim bunun nedenini açıklamalıdır.

Akademisyene daha fazla iş yükü verip daha az destek sunmak sürdürülebilir bir yönetim modeli değildir.

Üniversitelerde nitelikli üretim baskıyla değil, özgür ve güvenli çalışma ortamıyla ortaya çıkar.

Akademisyen fikirlerini açıklarken çekiniyorsa, idari görevlendirmelerde liyakat konusunda tereddüt oluşuyorsa ve eleştiri yönetim karşıtlığı gibi görülüyorsa orada bilimsel özgürlük zarar görür.

Fatih Altun yeniden aday olurken yalnızca kaç proje tamamlandığını değil, akademisyenin kendisini ne kadar özgür, güvende ve değerli hissettiğini de açıklamalıdır.

LİYAKAT KONUSUNDA ŞEFFAF BİR SİSTEM VAR MI?

Erciyes Üniversitesi’nde yeni dönemin en önemli tartışma başlıklarından biri liyakat olmalıdır.

Yönetici atamalarında hangi ölçütler uygulanmaktadır?

Dekanlık, müdürlük, koordinatörlük ve diğer idari görevlerde bilimsel başarı mı, idari yeterlilik mi, yoksa yönetime yakınlık mı belirleyici olmaktadır?

Görevlendirmeler kamuoyuna açık ve denetlenebilir ölçütlerle mi yapılmaktadır?

Bu sorular yalnızca Erciyes Üniversitesi için değil, Türkiye’deki bütün üniversiteler için hayati önemdedir.

Üniversitede liyakat konusunda kuşku oluşması, kurumsal aidiyeti doğrudan zedeler.

Çalışanlar emeklerinin karşılığını alamadığını düşünürse, akademisyenler görev dağılımının adil olmadığına inanırsa ve öğrenciler fırsatların eşit sunulmadığını görürse kurum içinde güven kalmaz.

Bir rektörün en temel sorumluluğu kendi yönetim kadrosunu güçlendirmek değil, üniversitede adalet duygusunu güçlendirmektir.

Fatih Altun ikinci dönem istiyorsa yönetim kadrolarının hangi ölçütlerle belirlendiğini açıkça anlatmalıdır.

KURUMSAL AİDİYET NEDEN İSTENİLEN SEVİYEYE ULAŞMADI?

Bir üniversitenin başarısı yalnızca yayın sayısıyla ölçülemez.

Üniversitede çalışan insanların kendilerini kuruma ait hissedip hissetmediği de en az bilimsel göstergeler kadar önemlidir.

Kurumsal aidiyetin düşük olması, çalışanların ve öğrencilerin yönetime güven konusunda sorun yaşadığını gösterebilir.

Aidiyet emirle oluşmaz.

Logonun her yerde kullanılmasıyla da oluşmaz.

Aidiyet, insanlara adil davranıldığında oluşur.

Akademisyenin düşüncesini özgürce söyleyebilmesiyle oluşur.

İdari personelin emeğinin görülmesiyle oluşur.

Öğrencinin sorununa cevap verilmesiyle oluşur.

Sağlık çalışanının çalışma şartlarının iyileştirilmesiyle oluşur.

Erciyes Üniversitesi yönetimi aidiyet konusunda hedefin gerisinde kaldıysa, bunun sorumluluğu yalnızca çalışanlara veya öğrencilere yüklenemez.

Yönetim anlayışının da sorgulanması gerekir.

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ HASTANELERİNDEKİ SORUNLAR GÖRMEZDEN GELİNMEMELİ

Erciyes Üniversitesi, sağlık hizmetleri bakımından yalnızca Kayseri’ye değil, çevre illere de hizmet veren önemli bir kurumdur.

Ancak büyük hasta yoğunluğu, çalışanların iş yükü, fiziki koşullar, sağlık personelinin memnuniyeti ve sağlık turizmi hedefleri bakımından ortaya çıkan eksiklikler yönetimin gündeminde olmalıdır.

Hastanelerde çalışan personelin memnuniyet düzeyi yeterli değilse, yalnızca yeni cihazların veya hizmet binalarının tanıtılması sorunu çözmez.

Sağlık çalışanı tükenmişse sistem güçlü değildir.

Hasta saatlerce bekliyorsa hizmet eksiksiz değildir.

Personel yetersizliği yaşanıyorsa tabela büyüklüğünün anlamı yoktur.

Sağlık turizmi hedefleri tutmuyorsa bunun nedeni açıkça araştırılmalıdır.

Erciyes Üniversitesi gibi güçlü bir tıp altyapısına sahip kurumun sağlık turizminde neden daha yüksek başarı sağlayamadığı, uluslararası hasta kapasitesini neden yeterince geliştiremediği açıklanmalıdır.

REKTÖRLÜK MAKAMI TANITIM MERKEZİNE DÖNÜŞMEMELİ

Üniversitelerin kurumsal iletişiminde rektörlerin görünür olması normaldir.

Ancak üniversitenin bütün başarılarının tek bir kişinin ismi ve fotoğrafı üzerinden sunulması doğru değildir.

Bir bilim insanının yaptığı çalışma rektörün başarısı değildir.

Bir öğrencinin kazandığı ödül, makam sahibinin kişisel başarısı olarak anlatılamaz.

Bir hastane ekibinin gerçekleştirdiği tedavi, tek başına yönetime mal edilemez.

Üniversite çalışanlarının ortak emeği üzerinden kişisel başarı hikâyesi kurulması kurumsal kültüre zarar verir.

Rektörlük makamı sürekli ziyaretlerin, plaketlerin, protokol fotoğraflarının ve tanıtım toplantılarının merkezi hâline gelmemelidir.

Rektörün gerçek başarısı, üniversitede kendi ismini daha görünür yapmak değil, kurumun bütün bileşenlerini daha güçlü hâle getirmektir.

Fatih Altun yeniden adaylığıyla ilgili kamuoyunun karşısına çıkacaksa yalnızca tamamlanan projeleri anlatan bir sunum yapmamalıdır.

Öğrenciler, akademisyenler ve çalışanlarla açık bir hesap verme toplantısı düzenlemelidir.

Eleştiriler önceden belirlenmiş sorularla sınırlandırılmamalı, üniversite bileşenlerinin doğrudan soru yöneltebildiği gerçek bir değerlendirme ortamı oluşturulmalıdır.

DİĞER ADAYLAR GÖLGEDE BIRAKILMAMALI

Rektörlük sürecinde mevcut rektörün kurumsal imkânları diğer adaylara göre daha fazla kullanabilmesi ciddi bir eşitsizlik oluşturabilir.

Üniversitenin resmî internet sitesi, sosyal medya hesapları, salonları ve iletişim kanalları hiçbir adayın kişisel tanıtım aracına dönüştürülmemelidir.

Rektörlük için adı geçen bütün akademisyenlere eşit söz hakkı tanınmalıdır.

Adaylar;

Bilimsel hedeflerini,

Yönetim anlayışlarını,

Liyakat politikalarını,

Öğrenci sorunlarına yönelik çözüm planlarını,

Akademik özgürlük konusundaki yaklaşımlarını,

Üniversite hastaneleriyle ilgili projelerini,

Uluslararasılaşma hedeflerini açıkça anlatmalıdır.

Erciyes Üniversitesi’nin geleceği kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerle değil, mümkün olduğunca açık ve şeffaf bir değerlendirmeyle şekillenmelidir.

Atama yetkisinin belirli makamlarda olması, üniversite kamuoyunun görüşünün değersiz olduğu anlamına gelmez.

Öğrenciler, akademisyenler ve çalışanlar nasıl bir rektör istediklerini söyleyebilmelidir.

FATİH ALTUN ŞU SORULARA CEVAP VERMELİ

Prof. Dr. Fatih Altun, yeni dönem projelerini anlatmadan önce şu soruları kamuoyu önünde cevaplamalıdır:

Dört yıllık görev süresinde gerçekleştirilemeyen stratejik hedefler hangileridir?

Öğrencilerin yönetime ve araştırma süreçlerine katılımı neden istenilen seviyeye ulaştırılamadı?

Uluslararası öğrenci ve akademisyen hareketliliğinde hedefler neden tutmadı?

Öğretim elemanlarına yönelik teşvik ve destek mekanizmaları neden yeterli düzeye çıkarılamadı?

Öğrenci ve çalışan memnuniyeti sonuçları bütün ayrıntılarıyla neden kamuoyuna açıklanmıyor?

Kurumsal aidiyetin güçlendirilmesi için hangi somut adımlar atıldı?

Yönetici atamalarında liyakat hangi ölçütlerle değerlendirildi?

Üniversitenin karar alma süreçlerine öğrencilerin ve akademisyenlerin katılımı nasıl sağlandı?

Eleştirel görüş açıklayan akademisyenlerin ve çalışanların kendilerini güvende hissetmeleri için ne yapıldı?

Üniversite hastanelerindeki çalışan memnuniyeti ve iş yükü konusunda hangi iyileştirmeler gerçekleştirildi?

Sağlık turizmi hedeflerinde neden beklenen başarı sağlanamadı?

İkinci dönem için açıklanmış, takvimlendirilmiş ve ölçülebilir yönetim programı nerede?

Bu sorulara cevap verilmeden yalnızca “Devam etmek istiyoruz” demek yeterli değildir.

YENİDEN ADAYLIK HAKTIR, YENİDEN ATANMAK GARANTİ DEĞİLDİR

Fatih Altun’un yeniden aday olması demokratik ve idari süreçler bakımından elbette mümkündür.

Ancak yeniden aday olmakla yeniden atanmayı hak etmek aynı şey değildir.

İkinci dönem talep eden bir yönetici, ilk dönemdeki bütün faaliyetlerini açıkça tartışmaya açmalıdır.

Başarılarını anlatırken eksiklerini de kabul etmelidir.

Eleştirileri düşmanlık olarak görmemelidir.

Kurumun imkânlarını kişisel adaylık avantajına dönüştürmemelidir.

Kendisini üniversitenin vazgeçilmez ismi gibi sunmamalıdır.

Çünkü Erciyes Üniversitesi bir kişinin kariyerine sığmayacak kadar büyük ve köklü bir kurumdur.

Bu üniversite, rektörlük makamında kimin oturduğundan daha değerlidir.

ERCİYES ÜNİVERSİTESİ’NİN İHTİYACI YENİ BİR YÖNETİM KÜLTÜRÜDÜR

Erciyes Üniversitesi’nin önündeki asıl mesele yalnızca rektörün kim olacağı değildir. Asıl mesele üniversitenin nasıl yönetileceğidir. Kapalı kapılar ardında alınan kararların mı devam edeceği, yoksa katılımcı bir sistemin mi kurulacağı önemlidir.

Makam merkezli yönetimin mi süreceği, yoksa kurum merkezli anlayışın mı hâkim olacağı önemlidir.

Eleştirinin susturulacağı mı, yoksa gelişmenin bir parçası olarak mı görüleceği önemlidir.

Liyakatli insanların mı görevlendirileceği, yoksa kişisel yakınlıkların mı belirleyici olacağı önemlidir.

Erciyes Üniversitesi’nin güçlü bilimsel geçmişini daha ileriye taşıyacak yönetim; kendisini öne çıkaran değil, akademisyenin önünü açan yönetimdir.

Öğrenciyi törenlerde hatırlayan değil, karar süreçlerine dahil eden yönetimdir.

Çalışandan sürekli fedakârlık bekleyen değil, çalışma koşullarını iyileştiren yönetimdir.

Başarıyı kişiselleştiren değil, ortak emeğe teslim eden yönetimdir.