Melikgazi Belediyesi’nin kendi faaliyet raporları; imar, parselasyon, kamulaştırmasız el atma, tapu iptali ve idari işlem kaynaklı yüzlerce dava dosyasını ortaya koyuyor. Belediye yönetimi meydanlarda “referans belediyecilik” anlatırken, resmî belgelerde mahkemelerce iptal edilen 18. madde uygulamaları, çözülemeyen mülkiyet sorunları ve çok sayıdaki el atma davası yer alıyor. İlçeyi yöneten Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu artık yalnızca yapılan tesisleri değil, vatandaşın neden belediyeyle mahkemelik olduğunu da açıklamak zorunda.
Melikgazi’de yıllardır aynı cümleler tekrarlanıyor: Planlı şehirleşme, halk odaklı yönetim, gönül belediyeciliği, kazan-kazan modeli ve Türkiye’ye örnek projeler…
Ancak belediyenin kendi hazırladığı faaliyet raporlarının sayfaları çevrildiğinde karşımıza bambaşka bir Melikgazi çıkıyor. O tabloda açılış törenleri, kurdeleler ve reklam filmleri değil; kamulaştırmasız el atma davaları, tapu iptali ve tescil dosyaları, idari işlem iptalleri, mahkemelerce bozulan parselasyon uygulamaları ve yıllarca çözülemeyen taşınmaz anlaşmazlıkları bulunuyor.
Ortada birkaç vatandaşın kişisel itirazı olarak geçiştirilebilecek bir durum yok. Belediye kayıtlarında yüzlerle ifade edilen dava dosyaları var. Üstelik belediye, kendi kurumsal değerlendirmesinde hukuki ve fiilî el atma davalarının çokluğunu açıkça bir tehdit olarak tanımlıyor; İmar Kanunu’nun 18. maddesi kapsamında yapılan işlemlerin mahkemelerce iptal edilmesinin hukuki ve sosyal sorunlar doğurduğunu bizzat kabul ediyor.
Bu saatten sonra Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’nun önünde iki seçenek bulunuyor: Ya kamuoyunun karşısına çıkarak dava sayılarını, kaybedilen dosyaları, ödenen tazminatları ve iptal edilen imar uygulamalarını tek tek açıklayacak ya da “referans belediye” söyleminin arkasına saklanmayı sürdürecek.
Çünkü belediyecilik yalnızca yapılan binayı göstermek değildir. Belediyecilik, vatandaşın tapusuna dokunulduğunda bunun hesabını verebilmektir.
Melikgazi Belediyesi’nin 2020 yılı faaliyet raporunda asliye hukuk mahkemelerinde takip edilen dava sayısı 596, idare mahkemelerindeki dava sayısı ise 288 olarak yer aldı. Bu iki kategorideki toplam dosya sayısı 884’tü. Belediyenin 2022 faaliyet raporunda ise asliye hukuk mahkemelerindeki dosya sayısı 804’e, idare mahkemelerindeki dosya sayısı 410’a çıktı. Böylece iki ana dava grubundaki toplam sayı 1.214’e ulaştı. Bu, iki yıllık dönemde yaklaşık yüzde 37’lik bir artış anlamına geliyor.
2022 yılı raporuna göre asliye hukuk mahkemelerinde devam eden 600, temyiz aşamasında bulunan 204 dosya vardı. Bu dosyaların kapsamı; kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat, tapu iptali ve tescil ile benzeri taşınmaz uyuşmazlıklarını içeriyordu. İdare mahkemelerinde ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat, diğer tazminat ve iptal davalarından oluşan 225 devam eden, 185 temyiz aşamasındaki dosya bulunuyordu.
Elbette her dava belediyenin haksız olduğu veya her işlemin hukuka aykırı bulunduğu anlamına gelmez. Ancak bir belediyenin imar ve mülkiyetle bağlantılı yüzlerce uyuşmazlığı bulunuyorsa, yönetimin “Bunlar olağan işler” diyerek sorumluluktan kaçması da kabul edilemez.
Bir vatandaş itiraz edebilir. On vatandaş dava açabilir. Fakat aynı idarenin karşısına yıllar içinde yüzlerce taşınmaz ve imar dosyası çıkıyorsa burada yalnızca vatandaşların tavrı değil, belediyenin işlem üretme, bilgilendirme, uzlaşma ve sorun çözme kapasitesi de sorgulanır. Bu kadar dosya, vatandaşın belediye binasında çözüm bulamadığını ve hakkını aramak için adliyeye yönelmek zorunda kaldığını düşündüren ciddi bir kurumsal alarmdır.
Dışarıdan yapılan eleştiriler belediye yönetimi tarafından siyasi saldırı şeklinde sunulabilir. Fakat bu haberde gündeme getirilen en ağır değerlendirmelerden bazıları muhalefete, gazetecilere veya mağdur vatandaşlara değil, doğrudan Melikgazi Belediyesi’nin kendi faaliyet raporuna ait.
Belediyenin 2022 yılı kurumsal kabiliyet ve kapasite değerlendirmesinde “hukuki ve fiilî el atma davalarının çok olması” tehditler arasında gösteriliyor. Aynı tabloda, dava bulunan alanlarda düzenleme ortaklık payının tutmaması nedeniyle İmar Kanunu’nun 18. maddesinin uygulanamaması da sorun olarak kaydediliyor. Daha çarpıcı olanı ise 18. maddeye göre yapılan işlemlerin mahkemelerce iptal edilmesi sonucunda hukuki ve sosyal problemler meydana geldiğinin yine belediye tarafından yazılmasıdır.
Bu ifadeler basit bir bürokratik not değildir. Belediye kendi belgesinde “davalar çok” diyorsa, artık ortada gizlenebilecek bir sorun kalmamıştır. Belediye kendi belgesinde bazı uygulamaların mahkemelerce iptal edildiğini yazıyorsa, “Her şey mevzuata uygun ve kusursuz ilerliyor” görüntüsü sürdürülemez.
Asıl ağır soru şudur: Belediye yönetimi sorunun büyüklüğünü yıllardır biliyorsa neden dava sayısını azaltacak, vatandaşı süreç başlamadan bilgilendirecek ve hatalı işlemlerin tekrarını önleyecek etkili bir sistem kurmadı?
Sorun bilinmesine rağmen devam ediyorsa bunun adı artık sürpriz değil, yönetim zafiyetidir.
Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu sıradan bir siyasi özgeçmişe sahip değil. Belediyenin resmî sayfasına göre Palancıoğlu harita mühendisidir; yüksek lisansını kent bilgi sistemi üzerine yapmış, şehir planlama, gayrimenkul yönetimi, kentsel dönüşüm ve kent bilgi sistemleri alanlarında çalışmıştır. Melikgazi Belediyesi’nin 2022 faaliyet raporunda da belediye başkanının şehir planlama, kentsel dönüşüm ve akıllı şehir alanlarında uzman bir harita mühendisi olması kurumun güçlü yönleri arasında gösteriliyor.
İşte tam da bu nedenle ortaya çıkan tablo daha ağırdır.
İmar, parselasyon ve mülkiyet sorunlarının yoğun biçimde tartışıldığı bir belediyenin başında, uzmanlık alanı doğrudan harita ve şehir planlama olan bir başkan bulunuyorsa “Teknik ayrıntıları bilmiyordum” şeklinde bir savunma yapılamaz.
Tam tersine, Palancıoğlu’nun mesleki geçmişi bu konulardaki siyasi ve idari sorumluluğunu artırır.
Vatandaşın arsasının hangi uygulamayla küçüldüğünü, düzenleme ortaklık payının nasıl hesaplandığını, planla fiilî kullanım arasındaki uyuşmazlığın hangi mağduriyetleri doğuracağını ve kamulaştırılmadan kamu kullanımına ayrılan bir taşınmazın sahibini nasıl etkilediğini en iyi bilmesi beklenen kişilerden biri belediye başkanının kendisidir.
Dolayısıyla Melikgazi’de imar ve mülkiyet uyuşmazlıkları için yalnızca müdürlükleri işaret etmek yeterli değildir. Belediye teşkilatının en üst siyasi yöneticisi Mustafa Palancıoğlu’dur. Başarılar başkanın hanesine yazılıyorsa, yıllardır çözülemeyen sorunların hesabı da aynı makamdan sorulmalıdır.
Açılışta başkan, projede başkan, reklamda başkan; fakat vatandaş mahkemeye düştüğünde sorumlu bulunamıyor…
Böyle bir belediyecilik anlayışı kabul edilemez.
İmar planı belediye koridorlarında hazırlanmış teknik bir pafta olarak görülebilir. Ancak vatandaş açısından o paftadaki her çizgi gerçek hayata dokunur.
Bir çizgi vatandaşın arsasını yol alanına çevirebilir.
Bir başka karar taşınmazın bir bölümünü park, okul veya belediye hizmet alanında bırakabilir.
Bir parselasyon işlemi yıllardır aynı yerde bulunan mülkiyetin konumunu, yüzölçümünü veya hisselendirme biçimini değiştirebilir.
Bir kentsel dönüşüm kararı, ailesinin bütün birikimini tek bir eve yatırmış insanın yaşamını baştan sona etkileyebilir.
Bu nedenle belediye, vatandaşı yalnızca işlem tamamlandıktan sonra itiraz eden kişi olarak göremez. Hak sahipleri planlama sürecinin başında açık, anlaşılır ve doğrudan bilgilendirilmelidir.
Belediyenin internet sitesinde askı ilanı yayımlaması, teknik paftaları erişime açması veya yasal süreyi işletmesi tek başına gerçek şeffaflık değildir. Yüzlerce ada ve parsel numarasının sıralandığı belgeleri sıradan bir vatandaşın uzman yardımı olmadan anlayabilmesi çoğu zaman mümkün değildir.
Gerçek şeffaflık; vatandaşa “Parselinizde şu değişiklik yapılacak, mülkiyetiniz şu şekilde etkilenecek, itiraz süreniz budur” diyebilmektir.
Bunu yapmadan, vatandaşın itiraz süresini kaçırmasını bekleyip daha sonra “İlan edilmişti” demek kamu hizmeti değil, bürokratik savunmadır.
Melikgazi Belediyesi’nin faaliyet raporlarında, geniş alanları kapsayan imar planlarında mevcut durumla plan arasındaki uyumsuzlukların belirlenerek düzeltildiği, imar parselleri ile plan arasındaki farklılıkların giderildiği ve açılamayacak yolların yeniden ele alındığı anlatılıyor. Yaklaşık 2 bin 100 hektarlık bir alanda planların sayısallaştırılması ve revizyon çalışmasının yapıldığı da raporlara yansıyor.
Burada yapılması gereken, “Bakın, yanlışları düzeltiyoruz” diyerek yönetimi alkışlamak değildir.
Sorulması gereken şudur:
Bu kadar geniş bir alanda fiilî durum, parsel yapısı ve plan kararları arasında uyumsuzluk bulunduysa söz konusu planlar ilk hazırlanırken neden yeterli teknik ve mülkiyet analizi yapılmadı?
Vatandaş yıllarca kullanamadığı arsasının, açılmayan yolun veya uygulanamayan planın bedelini neden ödemek zorunda kaldı?
Yönetim hatasının sonucu yıllar sonra “revizyon” adı altında düzeltiliyorsa, arada geçen sürenin ve oluşan mağduriyetin hesabını kim verecek?
Planlama yanlışı belediye binasında birkaç çizginin değiştirilmesiyle giderilebilir. Ancak vatandaşın kaybettiği yıllar, ödediği avukat ücretleri, yaşadığı belirsizlik ve taşınmazının uğradığı değer kaybı bir kalem darbesiyle geri getirilemez.
Belediye yanlış kararın faturasını vatandaşın sırtına yükleyip ardından düzeltmeyi yeni bir hizmet gibi anlatamaz.
Melikgazi Belediyesi’nin 2024 faaliyet raporunda ilgili asliye hukuk kategorisinde toplam 238 davadan söz ediliyor. Ancak raporlama biçimi ve dosya sınıflandırması önceki faaliyet raporlarından farklı göründüğü için bu rakamın 2020 ve 2022 verileriyle doğrudan karşılaştırılması sağlıklı değil. Bu nedenle 2022’den 2024’e kesin bir artış veya düşüş yaşandığını söylemek için belediyenin aynı yöntemle hazırlanmış ayrıntılı bir dava cetveli yayımlaması gerekiyor.
Bu durum bile başlı başına bir şeffaflık sorunudur.
Belediye her yıl farklı yöntemle rakam açıklıyorsa vatandaş dava dosyalarının gerçekten azalıp azalmadığını nasıl anlayacak?
Devam eden dosya, yeni açılan dosya, temyizde bulunan dosya, belediyenin davacı olduğu dosya ve belediyeye karşı açılan dosya açıkça ayrılmalıdır. Hangi dosyaların imar, hangilerinin kamulaştırmasız el atma, hangilerinin tapu iptali, hangilerinin plan iptali olduğu ayrı ayrı açıklanmalıdır.
Aksi hâlde yüzlerce sayfalık faaliyet raporlarının arasında dağıtılan rakamlar, hesap verme belgesi olmaktan çıkar ve bilgi kalabalığına dönüşür.
Melikgazi Belediyesi kamuoyuna karşı gerçekten şeffafsa, yıllara göre karşılaştırılabilir bir tablo yayımlamakta neden tereddüt etsin?
Belediyenin 2025–2029 Stratejik Planı’nda, dava ve icra dosyalarının takibiyle birlikte kamulaştırmasız el atma davalarının sonuçlandırılması ayrı bir hizmet ve faaliyet başlığı olarak yer alıyor. Bu kayıt, mülkiyet kaynaklı uyuşmazlıkların geçmişte kalmış, tamamen kapanmış bir sorun olmadığını gösteriyor.
Başka bir ifadeyle belediye, önümüzdeki yılların planlamasını yaparken bile kamulaştırmasız el atma dosyalarını sonuçlandırmayı özel bir faaliyet alanı olarak yazmak zorunda kalıyor.
Bu tablo karşısında hâlâ “Sorun yok, her şey yolunda” denilebilir mi?
Kamulaştırmasız el atma, sıradan bir evrak işlemi değildir. Vatandaşın taşınmazının bedeli ödenmeden kamu hizmetinde kullanıldığı veya mülkiyet hakkının fiilen sınırlandığı iddiasını taşır. Böyle bir iddia, belediye ile vatandaş arasındaki güveni doğrudan sarsar.
Belediye, vatandaşın arsasını önce fiilen veya hukuken kullanılamaz hâle getirip sonra hak sahibini yıllarca sürecek davaya mahkûm ediyorsa, burada anlatılacak bir “kazan-kazan modeli” kalmaz.
Bir taraf yıllarını adliyede geçiriyor, diğer taraf kamu gücünü ve belediye bütçesini kullanıyorsa buna eşit şartlarda mücadele denilemez.
Melikgazi Belediye Meclisinin 2 Haziran 2025 tarihli karar özetinde, Yıldırım Beyazıt Mahallesi’ndeki bir taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı ileri sürülerek Kayseri 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava ve birleşen dosyalar nedeniyle yapılan uzlaşma talebinin Hukuk Komisyonuna gönderildiği görülüyor. Belgede, ilgili karar özeti Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu’nun başkanlık ettiği meclis kayıtları arasında yer alıyor.
Burada davadaki iddianın kesinleşmiş bir hukuka aykırılık kararı olduğu söylenemez. Ancak bu kayıt, kamulaştırmasız el atma tartışmalarının yalnızca eski faaliyet raporlarında kalmadığını; belediyenin yakın dönem meclis gündemine de taşındığını açıkça gösteriyor.
Yıllar geçiyor, planlar değişiyor, raporların tasarımı yenileniyor, projelerin isimleri büyüyor; fakat vatandaşla belediye arasındaki mülkiyet kavgası bitmiyor.
İşte yönetimin açıklaması gereken asıl başarısızlık budur.
Mustafa Palancıoğlu belediyenin açılışlarını, dönüşüm projelerini ve yatırımlarını kamuoyuna bizzat anlatıyor. Belediye de resmî yayınlarında Palancıoğlu’nun şehir planlama ve kentsel dönüşüm uzmanlığını öne çıkarıyor.
O hâlde sorumluluk yalnızca alt kademe personeline bırakılamaz.
Bir belediye başkanı yalnızca başarı fotoğraflarında görünmek için seçilmez. Sorun çıktığında, vatandaş mağdur olduğunu söylediğinde ve belediyenin kendi raporları dava yoğunluğunu kabul ettiğinde de kamuoyunun karşısına çıkmak zorundadır.
Başkan Palancıoğlu şu sorulara açık, net ve belgeli yanıt vermelidir:
2020 yılından bugüne kadar Melikgazi Belediyesi aleyhine kaç imar, parselasyon, kamulaştırmasız el atma, tapu iptali ve plan iptali davası açılmıştır?
Bu davaların kaçı belediye aleyhine, kaçı belediye lehine sonuçlanmıştır?
Mahkeme kararları nedeniyle belediye bütçesinden ne kadar tazminat, faiz, vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmiştir?
İmar Kanunu’nun 18. maddesi kapsamında hazırlanıp mahkemelerce iptal edilen uygulamaların sayısı kaçtır?
Bu iptaller hangi mahalleleri, kaç taşınmazı ve kaç vatandaşı etkilemiştir?
Aynı taşınmazdan ikinci kez düzenleme ortaklık payı alındığı iddialarıyla ilgili kaç dosya bulunmaktadır?
Hatalı veya eksik işlem nedeniyle herhangi bir personel ya da yönetici hakkında idari inceleme yapılmış mıdır?
Vatandaşlarla dava açılmadan önce kaç uzlaşma görüşmesi yapılmıştır?
Kentsel dönüşümde taşınmazların değerini kim belirlemekte, değerleme raporları hak sahiplerine eksiksiz biçimde verilmekte midir?
Plan değişikliklerinden etkilenen taşınmaz sahiplerine kişisel bilgilendirme yapılmakta mıdır?
Belediye bu sorulara cevap vermeden yalnızca yeni projeleri ve açılışları anlatırsa bunun adı şeffaf belediyecilik değil, kamuoyunun dikkatini asıl sorunlardan uzaklaştırmaya çalışan vitrin belediyeciliğidir.
Melikgazi Belediyesi’nin karşısında düşman bir topluluk yok. Karşısında vergisini ödeyen, tapusuna güvenen, yıllarca çalışarak arsa veya ev sahibi olmuş vatandaşlar var.
Vatandaşı sürekli dava dilekçesi yazmak zorunda bırakan bir sistem, iyi işleyen bir belediye sistemi değildir.
Belediye yönetimi vatandaşın itirazını saldırı, eleştiriyi düşmanlık, dava açmasını ise huzursuzluk olarak görmemelidir. İnsanlar durup dururken yıllar süren, masraflı ve yıpratıcı hukuk süreçlerine girmez. Bir vatandaş belediyeye karşı dava açıyorsa önce “Bu kişi neden buraya kadar geldi?” sorusu sorulmalıdır.
Kapılar kapanmış, dilekçeler sonuçsuz kalmış, teknik açıklamalar anlaşılmamış veya uzlaşma zemini oluşturulmamışsa vatandaşın önünde mahkemeden başka yol kalmaz.
İyi yönetilen belediye, vatandaşı adliyeye göndermeden çözüme ulaşır.
Kötü yönetilen belediye ise önce sorunu üretir, sonra hukuk birimini büyütür, ardından dava dosyalarını faaliyet raporuna yazar.
Melikgazi’de sorgulanması gereken tam olarak budur.
Belediye başkanları yaptıkları binaları anlatmayı sever. Çünkü bina görünür, temel atma töreni yapılır, kurdele kesilir ve fotoğrafı paylaşılır.
Fakat adaletin kurdelesi kesilmez.
Vatandaşın mülkiyet hakkına saygı gösterildiğinde bunun dev reklam panoları olmaz.
Bir imar uygulaması hatasız yapıldığında tören düzenlenmez.
Bir hak sahibi yıllarca mahkemeye gitmeden hakkını aldığında belediye bunu “mega proje” diye sunmaz.
Oysa gerçek belediyeciliğin ölçüsü tam da budur.
Belediyenin büyüklüğü sahip olduğu taşınmaz sayısıyla, yaptığı bina sayısıyla veya açılış programlarının yoğunluğuyla ölçülmez. Bir belediyenin gerçek büyüklüğü, karşısındaki en güçsüz vatandaşın hakkını ne kadar koruduğuyla ölçülür.
Vatandaşın tapusunu belirsizliğe sürükleyen, itirazı çözmek yerine dosyayı mahkemeye taşıyan ve kendi raporlarındaki ağır tabloya rağmen sürekli başarı hikâyesi anlatan bir yönetim anlayışı sert biçimde sorgulanmalıdır.
Mustafa Palancıoğlu yönetimi artık reklam dilini bırakıp hesap verme diline geçmelidir.
Belediye öncelikle bütün imar ve mülkiyet davalarını yıllara, dava türlerine, mahallelere ve sonuçlarına göre açıklamalıdır.
Mahkemelerce iptal edilen parselasyon işlemleri kamuoyundan gizlenmemeli, etkilenen vatandaşlara doğrudan bildirilmelidir.
Kentsel dönüşüm bölgelerinde bağımsız değerleme mekanizması kurulmalı, hak sahipleri yalnızca belediyenin sunduğu rakama mahkûm edilmemelidir.
Parsel bazındaki değişiklikler sade bir dille vatandaşlara anlatılmalı, teknik paftaların arkasına saklanılmamalıdır.
Uzlaşma komisyonları yalnızca dava açıldıktan sonra değil, uyuşmazlık ortaya çıkar çıkmaz devreye girmelidir.
Yanlış işlem tespit edildiğinde yalnızca plan düzeltilmemeli; o yanlışın sorumluluğu da araştırılmalıdır.
Vatandaşa yapılan ödeme, mahkeme masrafı veya tazminat belediye kasasından, yani yine halkın parasından çıkıyorsa kamuoyunun bunun nedenini bilme hakkı vardır.
Melikgazi Belediyesi’nin kendi belgeleri ortadadır.
Yüzlerce dava dosyası ortadadır.
Mahkemelerce iptal edildiği belediye raporuna yazılan 18. madde uygulamaları ortadadır.
Kamulaştırmasız el atma davalarının çokluğu yine belediyenin kendi belgesinde yer almaktadır.
Bu dosyaların sonuçlandırılması 2025–2029 Stratejik Planı’nda hâlâ ayrı faaliyet başlığıdır.
Yakın tarihli belediye meclisi kayıtlarına dahi kamulaştırmasız el atma iddiasıyla açılan davalar yansımaktadır.
Dolayısıyla Başkan Mustafa Palancıoğlu’nun önünde artık kaçabileceği bir belirsizlik yoktur.
Bu tabloya rağmen yalnızca tesis açılışlarından, rekorlardan ve örnek belediyecilikten söz etmek vatandaşın yaşadığı gerçeği görmezden gelmektir.
Başkan Palancıoğlu çıkmalı ve açıklamalıdır:
Vatandaş neden belediyeyle bu kadar çok mahkemelik olmuştur?
Hangi imar işlemleri iptal edilmiştir?
Kaç vatandaş mağduriyet iddiasıyla yargıya başvurmuştur?
Belediye bütçesinden ne kadar ödeme yapılmıştır?
Aynı sorunların tekrarlanmaması için ne yapılmıştır?
Bu sorular cevapsız bırakıldıkça “referans belediye” sözü yalnızca bir tanıtım sloganı olarak kalacaktır.
Çünkü vatandaşın tapusunu koruyamadığı, hakkını almak için yıllarca mahkeme kapısında beklediği ve yönetimin kendi raporlarında bile dava yoğunluğunu kabul ettiği bir yerde övünülecek bir şehircilik başarısından söz edilemez.
Melikgazi’nin ihtiyacı daha fazla reklam değil, daha fazla adalettir.
Daha fazla kurdele değil, daha fazla şeffaflıktır.
Daha fazla slogan değil, doğrudan hesap vermektir.
Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu başta olmak üzere Melikgazi yönetimi şunu unutmamalıdır:
Belediyenin mührü güçlü olabilir, ancak vatandaşın tapusu o mühürden daha değersiz değildir. Kamu gücü, vatandaşı susturmak veya çaresiz bırakmak için değil, onun hakkını korumak için kullanılır. Vatandaşını dinlemeyen, hatasını açıklamayan ve çözümü sürekli mahkeme koridorlarına bırakan bir yönetim, ne kadar çok bina yaparsa yapsın başarılı sayılamaz.