
Milli Eğitim Bakanlığı ile 2012 yılında yapılan protokol kapsamında düzenlenen kitap okuma yarışması, içerik ve uygulama yönüyle tartışma yarattı. Hayrat Vakfı ve Uluslararası Eğitimciler Derneği iş birliğiyle yürütülen yarışmada, ilkokuldan liseye kadar yüz binlerce öğrenciye dini içerikli kitaplar okutuldu. Katılımın her yıl artarak bu yıl yaklaşık 500 bine ulaşması dikkat çekerken, kitapların belirli bir cemaatle ilişkilendirilen isimler tarafından yazıldığı iddiaları gündeme geldi.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2012 yılında Hayrat Vakfı ve vakfa yakınlığıyla bilinen Uluslararası Eğitimciler Derneği ile imzaladığı “Eğitimde İşbirliği Protokolü”, yıllar sonra yeniden tartışmaların odağına yerleşti. Bu protokol çerçevesinde düzenlenen “Aydınlık Yarınlara Ödüllü Kitap Okuma Yarışması”, özellikle son dört yılda hızla büyüyerek Türkiye genelinde yüz binlerce öğrenciye ulaştı. Yarışmanın “kaybedeni olmayan” sloganıyla sunulması ve ödül mekanizmasıyla geniş kitlelere yayılması dikkat çekerken, içerikte yer alan kitapların niteliği kamuoyunda farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden oldu.
Yarışmanın ilk düzenlendiği 2022 yılında yaklaşık 184 bin öğrenci katılım gösterirken, bu sayı her yıl artarak 2026 itibarıyla 492 bin 350’ye ulaştı. İlkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenciler için ayrı ayrı belirlenen kitapların tamamının dini içerik taşıdığı ve belirli bir yayın grubuna ait olduğu görüldü. İlkokul öğrencilerine yönelik hazırlanan kitapta, sanal gerçeklik teması üzerinden geçmişe yolculuk yapan çocukların dini ve tasavvufi figürlerle karşılaşması anlatılırken; ortaokul ve lise düzeyindeki eserlerde de benzer şekilde dini anlatılar ve peygamberlik teması ön plana çıkarıldı.
Kitapların yazarlarının ve yayınevlerinin, kamuoyunda Nur Cemaati ile ilişkilendirilen yapılarla bağlantılı olduğu yönündeki iddialar tartışmayı büyüttü. Özellikle ortaokul düzeyindeki kitabın Hayrat İnsani Yardım Derneği bünyesinde görev yapan bir isim tarafından kaleme alınması ve lise öğrencilerine önerilen kitabın yine aynı çevreyle ilişkilendirilen bir yazar tarafından yazılmış olması, eleştirilerin odağında yer aldı.
Eğitim alanında çalışan bazı isimler ise konunun yalnızca içerikle sınırlı olmadığını savunarak daha geniş bir çerçeveye dikkat çekti. Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, söz konusu protokol sayesinde vakfın yalnızca okullarda değil, yurtlar, pansiyonlar ve okul dışı alanlarda da faaliyet yürütebildiğini ifade etti. Kurslar, seminerler, kulüp etkinlikleri, yaz okulları ve benzeri organizasyonların bu kapsamda gerçekleştirilebildiğini belirten Aydoğan, bu faaliyetlerin kamu kaynaklarıyla desteklenebildiğini de dile getirdi.
Tartışmaların bir diğer boyutunu ise kişisel veriler oluşturdu. Yarışmaya katılan öğrenci ve velilerin bilgilerinin çeşitli sistemlerde kayıt altına alındığı iddiası, veri güvenliği ve çocukların korunması açısından soru işaretleri doğurdu. Uzmanlar, bu tür uygulamalarda şeffaflık ve denetimin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, eğitim faaliyetlerinin bilimsel ve tarafsız bir zeminde yürütülmesi gerektiğini vurguluyor.
Yaşanan gelişmeler, eğitimde iş birlikleri, içerik seçimi ve denetim mekanizmaları üzerine yeni bir tartışma başlatırken; kamuoyunda bu tür protokollerin kapsamı ve sınırlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor.