BİR KÖYÜN SESSİZLİĞİ: EFKERE’DEN BUGÜNE KALAN HİKÂYE

BİR KÖYÜN SESSİZLİĞİ: EFKERE’DEN BUGÜNE KALAN HİKÂYE

BİR KÖYÜN SESSİZLİĞİ: EFKERE’DEN BUGÜNE KALAN HİKÂYE
Yayınlama: 10.04.2026
EFKERE

Kayseri’nin Gesi yamaçlarında, bugün Bahçeli Mahallesi diye bildiğimiz yerde bir zamanlar Efkere vardı… Sadece bir köy değil, yaşayan bir dünya. Bu hikâye bir anda başlamadı; yüzyıllar önce, Anadolu’nun ticaret yolları canlanırken, bağların, su kaynaklarının ve taşın bol olduğu bu yerde insanlar bir araya geldi. Önce birkaç ev, sonra sokaklar, ardından mahalleler kuruldu. Efkere büyüdü… Hem Müslümanların hem Hristiyanların yaşadığı, üretimin, emeğin ve inancın iç içe geçtiği bir yer haline geldi.

Sabah olduğunda köy iki ayrı sesle uyanırdı… Bir yanda camiden yükselen ezan, diğer yanda kilisenin çanı. Ama sokaklar ortaktı. Mehmed bin Ali sabah erkenden tarlasına giderken, az ileride Kirkor ocağını yakar, demiri döverdi. Hasan bin Yusuf dükkânının kepengini açar, Agop müşterisini beklerdi. Çocuklar sokakta birlikte oynar, kimsenin kim olduğunu sorgulamazdı. Çünkü Efkere’de hayat, ayrılıktan çok birlikte yaşamak üzerine kuruluydu.

Zamanla köyün kimliği sadece isimlerden ibaret olmadı; aileler oluştu, soylar kök saldı. Kalaycıoğlu, Pamukçuoğlu, Karaoğlu, Kuyumcuoğlu diye bilinen aileler vardı… Ama bu isimlerin arkasında çoğu zaman başka kökler yatıyordu: Kojaian, Solakian, Bahadurian… Bir evde Misak Kojaian oturur, eşi Verkine tandır başında ekmek yapar, kızları Haiganoush pencere önünden Gesi bağlarını izlerdi. Bir başka sokakta Garabet Zergeroğlu, çocukları Nazaret ve Aznif ile yaşardı. Her ev bir hikâye, her isim bir hatıraydı.

Efkere sadece yaşayan bir köy değil, aynı zamanda üreten bir yerdi. Bağlar üzüm verirdi, toprak buğday… Demirciler, kuyumcular, nalbantlar, zanaatkârlar köyün ekonomisini ayakta tutardı. İnsanlar alın teriyle yaşar, kazandığını paylaşırdı. Düğünler yapılır, bayramlar kutlanır, kilisede ayinler, camide namazlar kılınırdı. Farklıydılar ama aynı hayatın içindeydiler.

Ama her hikâye sonsuza kadar aynı kalmaz…

  1. yüzyılın sonlarına doğru rüzgâr değişmeye başladı. Önce küçük ayrılıklar oldu. Köyden bazı gençler “daha iyi bir hayat” umuduyla uzak diyarlara gitmeye başladı. Garabed Kojaian, Karnig Bahadurian, Hovaness Solakian, Vahan Minasian gibi isimler valizlerini topladı. Gidecekleri yer çoğu zaman Amerika idi. Gidişler önce geçici sanıldı… Ama çoğu geri dönmedi.

Sonra daha büyük kırılmalar geldi… 20. yüzyılın başında Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Efkere’de de hayat değişti. Nüfus azaldı, sokaklar sessizleşti. Bir zamanlar çocuk sesleriyle dolan avlular boş kaldı. Kiliselerin kapıları kapandı, bazı evler terk edildi. Gidenler sadece insanlar değildi; bir kültür, bir yaşam tarzı, bir hafıza da gitti.

Geride kalanlar oldu… Müslüman aileler yaşamaya devam etti. Köy tamamen yok olmadı ama eski Efkere artık yoktu. Zamanla ismi de değişti… Efkere denmez oldu, yerine “Bahçeli” dendi. Yeni nesiller geldi, yeni hayatlar kuruldu. Ama eski taş evler, dar sokaklar ve bağlar hâlâ aynıydı… Sanki bir şeyleri saklar gibi.

Bugün Bahçeli Mahallesi sokaklarında yürürsen, belki sadece bir mahalle görürsün… Ama dikkat edersen taş duvarların arasında geçmişin sesi hâlâ duyulur. Belki bir kapının önünde Mehmed’in ayak izleri, bir pencere kenarında Kirkor’un hatırası vardır. Belki bir avluda oynayan çocukların sesi, yüzyıllar önceki çocukların yankısıdır.

Çünkü Efkere aslında kaybolmadı…
Sadece adı değişti, insanları dağıldı, sesi kısıldı.

Ama hikâyesi hâlâ burada.

* Bu topraklarda bir zamanlar Mehmed de yaşadı, Kirkor da… Hasan da vardı, Agop da…
* Kimi kaldı, kimi gitti… kimi unutuldu, kimi hatırlandı…

Ve bugün o eski köy, Kayseri’nin kalbinde sessizce şunu fısıldıyor: “Biz buradaydık… ve bu hikâye hâlâ bitmedi.”