
SAYIŞTAY RAPORUNDA İHALESİZ İŞLER, TAHSİL EDİLMEYEN GELİRLER!
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin 2024 yılına ait Sayıştay raporu, kamu kaynaklarının nasıl yönetildiğine dair çarpıcı tespitleri ortaya koydu. Raporda yer alan bulgular, sadece teknik hataları değil, aynı zamanda sistemli bir denetim zafiyetini, gelir kayıplarını ve tartışmalı harcama alışkanlıklarını gözler önüne seriyor.
En dikkat çeken başlıklardan biri, belediyeye ait gelirlerin önemli bir kısmının ya hiç tahsil edilmemesi ya da düzenli takip edilmemesi oldu. Elektrik tüketim vergisinin tahakkuk ve tahsil edilmemesi, çevre temizlik vergisi paylarının izlenmemesi ve bazı ruhsat harçlarının alınmaması, doğrudan kamu zararına işaret ediyor. Yani vatandaşın cebinden çıkması gereken değil, belediyenin toplaması gereken paralar sistem içinde kaybolmuş durumda. Bu durum, “Bu gelirler neden toplanmadı, kimler bundan fayda sağladı?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Bir diğer kritik başlık ise ihale ve alım süreçlerinde ortaya çıkan tablo. Açık ihale ile yapılması gereken bazı alımların parçalara bölünerek doğrudan temin yöntemiyle gerçekleştirildiği tespit edildi. Bu yöntem, kamu ihalelerinde rekabeti ortadan kaldıran ve şeffaflığı zedeleyen en tartışmalı uygulamalardan biri olarak biliniyor. Aynı şekilde yapım işlerinde gerekçesiz iş artışları, projelerin teslim edilmemesi ve süre uzatımlarının “alışkanlık haline gelmesi”, belediyede ciddi bir kontrol eksikliği olduğunu gösteriyor.
Ulaşım tarafında ise çok daha çarpıcı bir detay var. Şehir içi halk otobüslerinin ihalesiz şekilde çalıştırıldığı ve sözleşmede süre belirtilmemesine rağmen fiilen 49 yıl gibi uzun bir sürenin kabul edildiği ortaya çıktı. Bu durum, kamu hizmetinin belirli kişi ya da gruplara uzun vadeli şekilde bırakıldığı iddialarını güçlendiriyor. “Kimlere, hangi şartlarda bu imtiyaz verildi?” sorusu hâlâ cevapsız.
Raporda en çok tartışılacak başlıklardan biri de belediye iştirakleri oldu. Bazı belediye şirketlerinin sürekli zarar ettiği açıkça belirtilirken, bu zararı önleyici herhangi bir tedbir alınmadığı vurgulandı. Normal şartlarda zarar eden şirketlerin ya yeniden yapılandırılması ya da faaliyetlerinin sonlandırılması gerekirken, bu şirketlerin faaliyetlerine devam etmesi “kimler korunuyor?” sorusunu gündeme taşıdı.
Üstelik bu şirketlere sadece faaliyet izni verilmekle kalınmamış, belediye kaynaklarının da bu yapılar üzerinden kullanıldığı görülüyor. Belediye şirketlerine sözleşmesiz şekilde hizmet verilmesi ve bazı giderlerin doğrudan belediye bütçesinden karşılanması, kamu kaynağının dolaylı şekilde aktarımı olarak değerlendiriliyor.
Tasarruf tedbirleri konusunda da tablo dikkat çekici. Raporda açıkça, belediyenin harcamalarında tasarruf tedbirlerine uyulmadığı ifade ediliyor. Aynı dönemde profesyonel spor kulüplerine nakdi yardımlar yapılması, bütçe yönetimi açısından ciddi bir çelişki ortaya koyuyor. Vatandaş ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken, kamu kaynaklarının bu şekilde kullanılması tepki çekebilecek nitelikte.
Bir başka dikkat çeken unsur ise denetim sonuçlarının dahi uygulanmaması. Sayıştay ilamlarının infaz edilmediği, yani alınan kararların hayata geçirilmediği tespit edildi. Bu durum, sadece bir yönetim zafiyeti değil, aynı zamanda denetim mekanizmasının etkisiz bırakıldığı yönünde ciddi bir eleştiri anlamına geliyor.
İç kontrol sistemi incelendiğinde ise kağıt üzerinde bir yapı olduğu ancak pratikte etkin çalışmadığı görülüyor. İç denetçi kadrosu bulunmasına rağmen aktif kullanılmaması, performans sisteminin eksikliği ve kontrol mekanizmalarının yetersizliği, bu tabloyu daha da derinleştiriyor.
Tüm bu bulgular bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo oldukça net:
Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nde sadece münferit hatalar değil, sistematik bir yönetim ve denetim sorunu söz konusu. Gelirlerin toplanmadığı, ihalelerin tartışmalı yürütüldüğü, zarar eden şirketlerin korunmaya devam ettiği ve tasarruf yerine harcama tercih edildiği bir yapı, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı sorusunu daha da büyütüyor.
Vatandaşın ödediği vergilerin nereye gittiği, kimlere hangi yollarla aktarıldığı ve bu sistemin neden değişmediği artık kamuoyunun en büyük sorusu haline gelmiş durumda