17 Yıl Sonra Gelen İtiraf Türkiye’yi Sarstı! Muhsin Yazıcıoğlu Bilerek Ölüme mi Terk Edildi?

Yayınlama: 18.07.2026 10:20

Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) Kurucu Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasına ilişkin yıllardır tartışılan dosyada, kamu vicdanını derinden sarsacak yeni iddialar ortaya çıktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada alınan ifadelerde, kazanın ardından enkazın yerinin kısa sürede tespit edildiği ancak kurtarma ekiplerinin bilinçli şekilde başka bölgelere yönlendirildiği öne sürüldü. İfadelerde yer alan iddialar doğruysa, Türkiye’nin en karanlık dosyalarından biri yeniden açılıyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun 25 Mart 2009’da Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi yakınlarında meydana gelen helikopter kazasında yaşamını yitirmesinin üzerinden 17 yıl geçti. Ancak dosyada ortaya çıkan yeni ifadeler, yıllardır kamuoyunda dile getirilen “ihmal mi, sabotaj mı?” sorularını yeniden gündeme taşıdı.

“Enkazın yeri bulunmuştu” iddiası

Soruşturma kapsamında ifade veren dönemin Kahramanmaraş İstihbarat Şube personeli İsmail Kaya’nın beyanına göre, olay günü baz istasyonu sinyal verileri kullanılarak helikopterin düştüğü bölge yaklaşık 1,5 kilometrelik dar bir alanda doğru şekilde tespit edildi.

İddiaya göre, bu çalışmayı yapan görevli İlyas Uçar, ekiplerin belirlenen noktaya yönlendirilmediğini görünce çevresindekilere,

“Israrla benim bulduğum adrese gitmiyorlar.”

ifadelerini kullandı.

Bu iddia, yıllardır tartışılan arama-kurtarma çalışmalarının neden günlerce sonuç vermediğine ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.

“Sahte bilgi notunu ben gönderdim” iddiası

Dosyadaki en dikkat çekici bölüm ise kamuoyunu günlerce meşgul eden yanlış bilgiyle ilgili.

İsmail Kaya’nın ifadesinde, olay günü Muhsin Yazıcıoğlu’nun ayağının kırıldığı ve Göksun Devlet Hastanesi’ne götürüldüğü yönündeki bilgi notunu kendisinin hazırlayıp servis ettiğini öne sürdüğü belirtiliyor.

İddiaya göre bu bilgi, dönemin İstihbarat Amiri Dursun Özmen’in talimatıyla hazırlandı.

Eğer bu iddia yargılama sürecinde doğrulanırsa, arama kurtarma çalışmalarının yanlış bölgelere yönlendirilmesinin tesadüf değil, bilinçli bir organizasyon olup olmadığı sorusu çok daha güçlü şekilde gündeme gelecek.

FETÖ bağlantıları soruşturma dosyasında

Soruşturmada yalnızca arama-kurtarma süreci değil, olay yerine giden bazı isimlerin bağlantıları da inceleniyor.

Dosyaya giren bilgilere göre;

  • Görevli olmadığı halde enkaz bölgesine gittiği belirtilen Kenan Köksal’ın FETÖ bağlantılı isimlerle çok sayıda irtibatının bulunduğu,
  • Olay günü bölgede uçuş yaptığı belirtilen F-4 pilotu Ali Armağan’ın da örgütün firari yöneticilerinden Adil Öksüz ile yıllar boyunca çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı iddiaları soruşturma dosyasına yansıdı.

Bu iddiaların soruşturmanın önemli başlıklarından biri olduğu belirtilirken, bunların yargı sürecinde değerlendirilmeye devam ettiği ifade ediliyor.

Sonik patlama iddiasına teknik itiraz

Dosyada yıllardır tartışılan bir diğer konu olan savaş uçaklarının oluşturduğu “sonik patlama” iddiasına ilişkin de çeşitli ifadeler yer aldı.

Soruşturmada dinlenen bazı pilotlar ve kaza inceleme heyetinde görev yapan isimler, teknik olarak bir savaş uçağının oluşturduğu sonik patlamanın helikopteri düşürmesinin mümkün olmadığını savundu.

Bazı uzman görüşlerinde ise kazanın olumsuz hava koşullarından kaynaklanmış olabileceği yönünde değerlendirmeler yer aldı.

Türkiye’nin en büyük soru işaretlerinden biri

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası, yıllardır yalnızca bir helikopter kazası olarak görülmedi.

Arama çalışmalarındaki gecikmeler…

Enkazdan söküldüğü iddia edilen cihazlar…

Kaybolan deliller…

Yanlış yönlendirmeler…

Ve şimdi de “enkazın yeri biliniyordu” iddiası…

Bütün bu gelişmeler, dosyanın neden yıllardır Türkiye’nin en çok tartışılan soruşturmalarından biri olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Gerçekler artık tamamen ortaya çıkarılmalı

Ortaya çıkan ifadeler son derece ağır iddialar içeriyor. Ancak bu beyanların şüpheli ifadeleri olduğu, henüz mahkeme kararıyla kesinleşmiş vakalar olarak değerlendirilmemesi gerektiği de unutulmamalı.

Buna rağmen kamuoyu adına cevap bekleyen sorular oldukça net:

  • Enkazın yeri gerçekten ilk saatlerde tespit edildi mi?
  • Kurtarma ekipleri bilinçli olarak başka bölgelere mi yönlendirildi?
  • Sahte bilgi notunu kim hazırladı, kimlerin talimatıyla yayıldı?
  • Arama çalışmalarındaki gecikme ihmalin ötesinde organize bir eylem miydi?
  • Enkaz bölgesinde delillere müdahale edildi mi?

17 yıl sonra gelen bu ifadeler, yalnızca yeni bir soruşturma detayı değil; Türkiye’nin hafızasında derin iz bırakan olaylardan biriyle ilgili gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.