
Türkiye’de vergi yükü tartışmaları büyürken, bazı sektör ve yatırım araçlarında uygulanan düşük ya da sıfır vergi oranları dikkat çekiyor. Maaşlı çalışanlardan yüksek oranlarda vergi kesilirken, belirli alanlarda %0 ya da %1’in altında vergi uygulanması “adalet” tartışmasını yeniden alevlendirdi.
Vergi sistemine bakıldığında; fiziki altın ve külçe altın alımında KDV’nin %0 olması, pırlanta ve değerli taş ticaretinde yine KDV istisnası uygulanması öne çıkıyor. Döviz işlemlerinde KDV alınmazken yalnızca binde 2 (yani %0.2) seviyesinde BSMV kesintisi yapılması, bu alanı en düşük vergili işlemlerden biri haline getiriyor.
Borsa tarafında ise bireysel yatırımcıların hisse senedi alım-satım kazançlarının büyük ölçüde vergiden muaf olması dikkat çekiyor. Aynı şekilde konut satışında 5 yılını dolduran taşınmazların elden çıkarılmasında gelir vergisi alınmaması da önemli bir vergi avantajı olarak öne çıkıyor.
Serbest bölgelerde faaliyet gösteren ve ihracat odaklı çalışan firmalara sağlanan vergi muafiyetleri, kurumlar vergisinin sıfıra kadar düşebildiği bir yapı oluştururken; uluslararası denizcilik ve taşımacılık faaliyetlerinde uygulanan tonaj vergisi sistemi de klasik vergi yükünü büyük ölçüde ortadan kaldırıyor.
Bunlara ek olarak, bazı temel gıda ürünlerinde KDV oranının %1 seviyesinde tutulması ve belirli eğitim ile sağlık hizmetlerinde KDV istisnası ya da düşük oran uygulanması da sistemdeki düşük vergili alanlar arasında yer alıyor.
Ortaya çıkan tablo ise çarpıcı: Bir yanda maaşlı çalışanların gelirlerinden yüksek oranlarda kesinti yapılırken, diğer yanda altın, döviz, pırlanta, borsa ve bazı ticari alanlarda verginin ya hiç alınmaması ya da yok denecek kadar düşük olması dikkat çekiyor.
Ekonomistler, bu durumun vergi tabanının dengesiz dağıldığını gösterdiğini belirtiyor. Uzmanlara göre sistemdeki asıl sorun verginin varlığı değil, kimden ne kadar alındığı. Dolaylı vergilerin yüksekliği ve doğrudan vergideki bu tür istisnalar, toplumda “yük hep aynı kesimin sırtında” algısını güçlendiriyor.
Vergi politikalarında son dönemde “tabana yayma” söylemi öne çıkarken, bu tür düşük vergili alanların nasıl düzenleneceği ve sistemin daha adil hale getirilip getirilemeyeceği ise önümüzdeki sürecin en kritik başlıklarından biri olarak görülüyor.