Sessiz Yapılanma: Külliye, Göç ve Cevapsız Sorular

Sessiz Yapılanma: Külliye, Göç ve Cevapsız Sorular
Yayınlama: 01.01.2026
Kahramanmaraş–Gaziantep hattında yükselen büyük ölçekli dini yapılanma, kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Son dönemde paylaşılan görüntüler, otobüslerle taşınan kalabalık gruplar, çevresinde yerleşim bulunmayan geniş bir alanda inşa edilmiş devasa külliye ve sürekli organize edilen toplu faaliyetler, bölgede sıradan bir dini mekânın ötesine geçen bir yapılanmaya işaret ediyor.

Kahramanmaraş–Gaziantep hattında yükselen büyük ölçekli dini yapılanma, kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı. Son dönemde paylaşılan görüntüler, otobüslerle taşınan kalabalık gruplar, çevresinde yerleşim bulunmayan geniş bir alanda inşa edilmiş devasa külliye ve sürekli organize edilen toplu faaliyetler, bölgede sıradan bir dini mekânın ötesine geçen bir yapılanmaya işaret ediyor.

Açık kaynaklarda yer alan bilgilere göre, söz konusu yapı Nakşibendî-Haznevîyye çevresiyle ilişkilendiriliyor. Yapılanmanın önde gelen ismi olarak anılan Şeyh Muhammed Muta’ el-Haznevî’nin, Suriye iç savaşı sonrası Türkiye’ye geldiği; Adana’da faaliyet yürüttüğü ve Gaziantep’te büyük bir külliye inşa sürecinin devam ettiği belirtiliyor. Bu sürecin, yalnızca dini faaliyet değil, bölgesel ölçekte kalıcı bir merkez oluşturma hedefi taşıdığı yorumları yapılıyor.

Asıl tartışma ise arazinin statüsü ve izin süreçleri üzerinde yoğunlaşıyor. Görüntülerin çekildiği alanın çevresinde konut, mahalle, ticari yapı ya da düzenli yerleşim bulunmaması, buna karşın yüksek kapasiteli ve maliyetli bir külliyenin burada yükselmesi, “Bu arazi kime ait?”, “İmar izni nasıl alındı?”, “Kamu arazisi mi kullanıldı?” sorularını beraberinde getiriyor. Bu sorulara ilişkin resmî ve ayrıntılı bir açıklama ise şu ana kadar yapılmış değil.

Uzmanlar, bu tür yapılanmaların şeffaflık olmadan büyümesinin toplumsal ve güvenlik açısından riskler barındırdığına dikkat çekiyor. Türkiye’nin farklı bölgelerinde tarikat ve cemaatlerin kamu arazileri, imar kolaylıkları ve dolaylı desteklerle güç kazandığına dair geçmiş tartışmalar hatırlatılırken, Gaziantep çevresindeki bu örneğin de aynı zincirin yeni bir halkası olabileceği değerlendiriliyor.

Bu noktada mesele yalnızca bir dini yapı meselesi değil; kamu kaynaklarının kullanımı, hukukun eşit uygulanması ve devletin denetim sorumluluğu meselesi. Tartışmanın sağlıklı zeminde yürüyebilmesi için yetkili kurumların, arazinin mülkiyet durumu, imar planları, tahsis ya da protokol olup olmadığı konularında net ve belgeli açıklama yapması bekleniyor.

Sessizlik sürdükçe, görüntüler ve iddialar üzerinden büyüyen bu yapı “fiilî durum” algısını güçlendiriyor. Kamuoyunun beklentisi açık:
Bu külliye hangi yetkiyle, hangi arazi üzerinde, hangi izinlerle yapıldı?
Cevap verilmediği sürece tartışma da, şüphe de büyümeye devam edecek.