SEÇMENİN OYU BİR PARTİYE, ROZET BAŞKA PARTİYE: ANKARA’DA “TRANSFER” SİYASETİ

Yayınlama: 14.08.2026 20:01

İYİ Parti’den istifa eden Aydın Milletvekili Ömer Karakaş ile Yeni Yol Grubu bünyesinde siyaset yapan Gelecek Partili İzmir Milletvekili Mustafa Bilici’nin AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programında yer alması ve AK Parti’ye katılmalarının beklenmesi, siyasette bir kez daha “seçmenin iradesi mi, milletvekilinin tercihi mi?” tartışmasını gündeme taşıdı. Muhalefet sıralarından Meclis’e giren isimlerin iktidar partisine yönelmesi, siyasi temsil ve seçmen iradesi açısından ciddi soruları beraberinde getiriyor.

14 Ağustos 2026’da Ankara Millet Bahçesi’nde düzenlenen AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümü programının yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda yeni siyasi katılımların sahnesi olması bekleniyor. Gün içerisinde yayımlanan haberlerde Ömer Karakaş ve Mustafa Bilici’nin AK Parti saflarına katılacağı, rozetlerinin Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takılmasının beklendiği bildirildi.

Ancak tartışmanın asıl dikkat çekici tarafı, milletvekillerinin bugün hangi rozeti taktığından çok, hangi siyasi kimlikle seçmenden oy alarak TBMM’ye girdikleri.

Ömer Karakaş, Aydın’dan İYİ Parti milletvekili olarak seçildi ve yakın zamana kadar Meclis çalışmalarını İYİ Parti adına yürüttü. TBMM kayıtlarında Karakaş’ın 23 Temmuz 2026 tarihine kadar Aydın–İYİ Parti milletvekili olarak yer aldığı görülüyor. Üstelik Karakaş, iktidarın politikalarına yönelik oldukça sert eleştirilerde bulunan isimlerden biriydi. 21 Nisan 2026’daki TBMM konuşmasında iktidarı Meclis’i devre dışı bırakmakla, belirsizlik ve keyfîlik yaratmakla eleştirmişti.

Şimdi ise birkaç ay önce ağır biçimde eleştirdiği siyasi iktidarın partisinin kuruluş yıl dönümü programında AK Parti rozeti takmasının beklenmesi, doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor:

Birkaç ay içerisinde ne değişti?

İktidarın politikaları mı değişti, Karakaş’ın siyasi değerlendirmeleri mi? Dün Meclis kürsüsünde eleştirilen siyasi anlayış bugün neden tercih edilir hale geldi? Siyasetin kamuoyuna açıklaması gereken mesele tam da burada başlıyor.

Mustafa Bilici cephesindeki tablo da seçmen iradesi tartışmasını büyütüyor. Bilici, 2023 seçimlerinde CHP listelerinden İzmir Milletvekili seçildi; daha sonra Gelecek Partisi ve Yeni Yol Grubu içerisinde Meclis çalışmalarını sürdürdü. Şimdi AK Parti’ye katılmasının beklendiği belirtiliyor. Bilici’nin ayrılığı halinde Yeni Yol’un milletvekili sayısının 19’a düşeceği ve TBMM’de grup kurmak için gerekli 20 milletvekili sınırının altında kalacağı da aktarılıyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca iki milletvekilinin kişisel siyasi tercihi değil. Bir milletvekilinin parti değiştirmesi, kendisini seçen binlerce vatandaşın sandıkta ortaya koyduğu siyasi tercihin Meclis’teki karşılığını da doğrudan etkiliyor.

Sandıkta muhalefete verilen oyun, seçimden sonra iktidar sıralarına taşınması demokratik temsil açısından sorgulanmayı hak ediyor.

Vatandaş seçim günü yalnızca bir kişinin isminin yanına değil; büyük ölçüde o kişinin temsil ettiği partiye, programa, ittifaka ve siyasi çizgiye oy veriyor. Seçmenin karşısına muhalefet kimliğiyle çıkıp milletvekilliği kazanıldıktan sonra iktidar partisine geçmek hukuki boyutunun ötesinde ciddi bir siyasi etik ve temsil tartışması yaratıyor.

Siyasette görüşlerin değişmesi mümkündür. Milletvekilleri de siyasi tercihlerinde değişikliğe gidebilir. Fakat kamuoyunun sormaya hakkı olan soru açıktır: Seçmenin verdiği vekâlet nereye kadar milletvekilinin kişisel siyasi tasarrufu sayılabilir?

AK Parti’nin 25. yıl kutlamalarının yeni katılımlarla güç gösterisine dönüştüğü bir günde ortaya çıkan bu tablo, Ankara siyasetinin yıllardır çözülemeyen hastalığını yeniden hatırlatıyor: Seçim meydanlarında birbirine en ağır eleştirileri yönelten siyasetçilerin, seçim bittikten sonra aynı parti çatısı altında buluşabilmesi.

Bugün değişen yalnızca rozet olabilir. Ancak asıl hesabı sorulması gereken şey, sandıkta verilen sözlerin de rozetle birlikte değişip değişmediğidir.

Çünkü milletvekilliği bir siyasi kariyer basamağından önce milletin verdiği vekâlettir. Ve o vekâletin gerçek sahibi, Ankara’daki parti koridorları değil sandığa giderek oy veren vatandaştır.