Kayseri’de görünmeyen tehdit: Havada partikül, tarlada kimyasal

Yayınlama: 28.08.2026 08:42

İç Anadolu – Kayseri

Kayseri’de 2025 yılı hava kalitesi verileri, “hava temizleniyor” denilerek geçiştirilemeyecek bir tabloyu ortaya koyuyor. Kentte farklı noktalarda ölçüm yapan istasyonların sonuçları birbirinden ciddi biçimde ayrılırken, özellikle PM10, azotdioksit ve ozon gibi kirleticiler açısından bölgesel ve istasyon bazlı verilerin vatandaş tarafından daha açık biçimde takip edilmesi gerekiyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 2025 hava kalitesi bülteninde Kayseri için Hürriyet, Kocasinan, Melikgazi, OSB, Talas ve Trafik istasyonları yer alıyor. Ancak bu istasyonların tamamında bütün kirleticiler aynı şekilde ölçülmüyor. Bu durum, kentin tamamının hava kalitesini tek bir rakamla değerlendirmeyi güçleştiriyor.

Dahası, Bakanlığın Güney İç Anadolu Temiz Hava Merkezi verilerinde 2025 yılında bölge genelinde PM10 ortalamasının 29 µg/m³ olduğu ve 2024’teki 36 µg/m³ seviyesine göre yüzde 21 azaldığı görülüyor. Azotdioksit ortalaması da 25 µg/m³’ten 21 µg/m³’e geriledi. Kükürtdioksit 7’den 5 µg/m³’e, karbonmonoksit ise 426’dan 400 µg/m³’e düştü.

Ancak burada kritik bir ayrıntı var: Bu rakamlar Kayseri’nin tek başına ortalaması değil, Güney İç Anadolu Temiz Hava Merkezi’ne bağlı istasyonların bölgesel karşılaştırmasıdır.

Kayseri’nin kendi istasyonlarına bakıldığında tablo daha dikkat çekici hale geliyor.

2025 yılı istasyon verilerinde Kayseri-Hürriyet’te PM10 23 µg/m³, Kocasinan’da 21, Melikgazi’de 22, OSB’de 23, Talas’ta 19, Trafik istasyonunda ise 26 µg/m³ olarak yer alıyor. Aynı tabloda azotdioksit değerleri Hürriyet’te 22, Kocasinan’da 21, OSB’de 18, Talas’ta 19, Trafik istasyonunda ise 51 µg/m³ olarak görülüyor.

Burada özellikle Trafik istasyonundaki 51 µg/m³ NO₂ değeri dikkat çekiyor. Çünkü azotdioksit, özellikle motorlu taşıtların yakıt yakmasıyla ortaya çıkan önemli hava kirleticilerinden biri.

Yani Kayseri’nin farklı noktalarında vatandaş aynı havayı solumuyor.

Trafiğin yoğun olduğu bölgede yaşayanla, daha az yoğun bir bölgede yaşayanın maruz kaldığı hava aynı olmayabilir.

Asıl soru: PM2.5 nerede?

Hava kirliliğinin daha da kritik boyutu ise çıplak gözle görülmeyen PM2.5.

Çapı 2,5 mikrometre ve daha küçük partiküller, solunum sistemi açısından özellikle önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, PM2.5 için yıllık ortalama 5 µg/m³, 24 saatlik ortalama ise 15 µg/m³ sağlık temelli kılavuz değerlerini öneriyor.

Burada Türkiye açısından önemli bir ayrım bulunuyor: Bu değerler Türkiye’nin yasal sınırları değil, DSÖ’nün sağlık temelli önerileri.

Dolayısıyla Kayseri’deki bir PM2.5 ölçümünü doğrudan “yasal sınır aşıldı” şeklinde değerlendirmek doğru olmaz. Fakat vatandaş açısından daha önemli soru şu:

Kayseri’de PM2.5’nin yıl boyunca mahalle mahalle ne kadar olduğu neden herkesin kolayca görebileceği şekilde ortaya konulmuyor?

Hava kalitesi istasyonlarının parametreleri aynı değil. 2025 resmi tablosunda da Kayseri’nin farklı istasyonlarında farklı kirleticilerin ölçüldüğü görülüyor. Örneğin ozon ölçümleri Kayseri’de OSB, Talas ve Trafik istasyonlarında yer alırken, bazı diğer istasyonlarda aynı kapsam görülmüyor. Bu nedenle “Kayseri’nin havası temizlendi” demek kadar, “Kayseri’nin havası zehirli” demek de tek başına yeterli değil.

Gerçek tabloyu ortaya koyacak olan şey daha fazla istasyon, daha fazla ölçüm ve bütün sonuçların şeffaf biçimde açıklanmasıdır.

Tehlike sadece soluduğumuz havada değil

Kayseri’de çevre ve insan sağlığı açısından ikinci önemli başlık ise tarımda kullanılan kimyasallar.

Tarım ilaçları, yani pestisitler, ürünleri hastalık ve zararlılardan korumak için kullanılıyor. Doğru ürünün, doğru dozda ve doğru zamanda kullanılması tarımsal üretimin önemli unsurlarından biri. Ancak yanlış, aşırı veya kontrolsüz kullanım durumunda mesele yalnızca tarımsal verimlilik olmaktan çıkıyor; insan sağlığı ve çevre sorunu haline geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü, yüksek düzeyde pestisit maruziyetinin akut zehirlenmelere yol açabileceğini; bazı pestisitlerin uzun süreli maruziyetinin ise kanser, üreme sistemi, bağışıklık sistemi ve sinir sistemi açısından sağlık riskleri oluşturabileceğini belirtiyor. Üstelik en fazla risk altında olanlar yalnızca tüketiciler değil.

İlaçlamayı yapan çiftçi, tarım işçisi ve kimyasalla doğrudan temas eden kişiler çok daha yüksek maruziyetle karşı karşıya kalabiliyor. Tüketici açısından ise asıl mesele gıdadaki pestisit kalıntısı.

Bir elmanın, domatesin veya patatesin üzerinde gözle görülür bir kimyasal tabaka bulunması gerekmiyor. Kalıntıların varlığı ancak uygun laboratuvar analizleriyle ortaya çıkarılabiliyor. Bu nedenle “ürün tarladan çıktı, pazara geldi” demek güvenli gıda için yeterli değil.

Kayseri’nin sorması gereken soru

Kentte hava için nasıl istasyon istasyon ölçüm yapılıyorsa, gıda konusunda da benzer bir şeffaflık gerekiyor.

Kaç tarımsal ürün numunesi alındı?

Kaçında pestisit kalıntısı araştırıldı?

Kaç üründe limit üstü kalıntı bulundu?

Hangi ürünler piyasadan toplatıldı?

Hangi üreticilere işlem yapıldı?

Ve en önemlisi:

Kayseri’de vatandaşın satın aldığı tarımsal ürünlerin ne kadarının düzenli ve bağımsız laboratuvar analizlerinden geçtiğini vatandaş biliyor mu?

Bu soruların cevabı kamuoyuna açık ve anlaşılır şekilde verilmediği sürece “denetim yapılıyor” açıklaması tek başına yeterli olmayacaktır.

Bir tarafta egzoz, diğer tarafta tarla

Kayseri’nin meselesi aslında birbirinden bağımsız iki sorun değil.

Bir tarafta trafik, sanayi, ısınma ve diğer kaynaklardan atmosfere yayılan kirleticiler, diğer tarafta tarımsal üretimde kullanılan kimyasallar var.

Biri soluduğumuz havaya, diğeri tükettiğimiz gıdaya ilişkin.

2025 verileri bazı kirleticilerde düşüş olduğunu gösteriyor. Bu olumlu bir gelişme. Ancak düşüş olması, sorunun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Hele ki istasyonlar arasında ciddi farklılıklar bulunuyorsa, kent genelindeki maruziyetin daha ayrıntılı incelenmesi gerekiyor.

Kayseri’de yapılması gereken, güzel rakamları öne çıkarıp sorunlu noktaları görünmez hale getirmek değil; iyi sonucu da kötü sonucu da vatandaşın önüne koymaktır.

Çünkü vatandaşın hakkı yalnızca “hava kalitesi ölçülüyor” bilgisini almak değildir.

Hangi bölgede ne kadar kirlilik var, hangi saatlerde artıyor, hangi kirletici öne çıkıyor ve bunun insan sağlığı açısından anlamı ne?

Aynı şeffaflık sofraya gelen gıda için de geçerli.

Hangi ürün ne kadar ilaçlandı, kalıntı analizi yapıldı mı, limit aşıldı mı?

Bunlar siyasi tartışmanın değil, doğrudan halk sağlığının soruları.

Kayseri’nin artık yalnızca hava kalitesini ölçmesi değil, ölçtüğü sonuçları vatandaşın anlayacağı şekilde açıklaması gerekiyor.

Çünkü temiz hava da güvenilir gıda da lüks değil; vatandaşın en temel hakkıdır.