
Eskiden Kayseri Kale surları çevresinde, özellikle yılbaşı günleri yaklaşırken tezgâhlarda rengârenk simli kartpostallar olurdu. Cam gibi parlayan yüzeyleri, karlar altındaki evleri, soba dumanı tüten sokakları, kırmızı paltolu çocukları ve masalsı ışıklarıyla bu kartpostallar, yalnızca bir tebrik aracı değil; bir ruh hâlinin taşıyıcısıydı.
Her biri adeta küçük bir tablo gibiydi. Detaylı çizimler, ince fırça darbeleriyle oluşturulmuş kar taneleri, sarı ışıkla aydınlanan pencereler ve sessiz kış geceleri… O kartlara bakmak bile insanı bulunduğu yerden alır, başka bir zamana ve dünyaya götürürdü. Bugünün dijital mesajlarıyla kıyaslandığında, o kartpostalların taşıdığı duygu çok daha derin ve gerçekti.
Kayseri’de Kale çevresi, Hunat, Kapalıçarşı ve çarşı içindeki küçük dükkânlar, yılbaşına haftalar kala bu kartpostallarla dolup taşardı. İnsanlar kart seçerken acele etmez, kime göndereceğini düşünerek uzun uzun bakardı. Çünkü her kart, gönderileceği kişiye göre anlam kazanırdı. Bir anneye başka, bir dosta başka, uzaktaki bir akrabaya başka bir kart seçilirdi.
Simli kartpostalların en ayırt edici özelliği, dokunulduğunda hissedilen o pütürlü simlerdi. Işığa tutulduğunda parlayan yüzey, kış gecelerinde soba başında yazılan birkaç satırlık notla birleşir, ortaya unutulmaz bir hatıra çıkardı. Birçoğu kitap aralarında saklandı, çekmece diplerinde yıllarca bekledi; ama anıları hiç eskimedi.
Zamanla her şey gibi bu gelenek de sessizce kayboldu. Yerini telefon mesajları, hazır görseller ve saniyeler içinde gönderilen tebrikler aldı. Ancak hız arttıkça, ruh azaldı. O kartpostalların taşıdığı emek, seçme heyecanı ve bekleme sabrı da hayatımızdan çekildi.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, simli yılbaşı kartpostalları yalnızca bir nostalji unsuru değil; daha yavaş, daha sıcak ve daha insani bir zamanın simgesi olarak hafızalarda yaşıyor. Kayseri Kale surları civarında kurulan o küçük tezgâhlar, belki artık yok… Ama o kartların çizdiği büyülü dünyalar hâlâ birçok kişinin kalbinde capcanlı duruyor.