
İsias Otel davasında kamu görevlileri hakkında verilen karar, vicdanları bir kez daha yaraladı. 72 kişinin, aralarında “Şampiyon Melekler” olarak anılan çocukların da bulunduğu can kaybının ardından yürütülen yargılamada; 3 kamu görevlisi beraat etti, 3 kamu görevlisine ise yaklaşık 10 yıl hapis cezası verildi ancak tutuklama yapılmadı, sanıklar adli kontrolle serbest bırakıldı.
Bu tablo, “ceza var ama yaptırım yok” eleştirilerini beraberinde getirdi. Depremin yıkıcılığına değil, ihmal zincirine odaklanılması gerektiğini savunan aileler ve kamuoyu, kararın caydırıcılıktan uzak olduğu görüşünde birleşti. Çünkü burada yargılanan yalnızca bir bina değil; ruhsat, denetim ve onay süreçlerinde kamu adına imza atanların sorumluluğu.
Mahkeme, bazı sanıklar için “bilinçli taksir” tespiti yaparken, tutuklama yoluna gitmemesi tartışmayı derinleştirdi. Beraat kararları ise “aynı süreçte imzası bulunanlar arasında sorumluluk neden ayrıştı?” sorusunu gündeme taşıdı. Ailelerin tepkisi net: “Adalet, sadece hüküm kurmak değil; kamu vicdanını onarmaktır.”
Kararın ardından deprem davalarına dair emsal etkisi de tartışılıyor. Denetim görevini yerine getirmeyenlerin tutuksuz yargılanması ve cezaların infaz rejimi, gelecek felaketler için hangi dersi veriyor? Bu soruya yanıt verilmeden, benzer ihmallerin önüne geçmek mümkün görünmüyor.
İsias’ta yıkılan yalnızca bir otel değildi; kamu denetiminin güvenilirliği de enkaz altında kaldı. Bugün verilen karar, yarın başka dosyaların kaderini belirleyecek. Aileler ise tek bir talepte ısrarcı: Gerçek sorumluların, gerçek yaptırımlarla karşılaşması.
Adaletin terazisi, 72 canın ağırlığını taşıyabilecek mi—soru hâlâ masada.