KAYSERİ – Vatandaşın elektrik faturasını eline aldığı anda karşısına yalnızca tükettiği elektriğin bedeli çıkmıyor. Faturanın satırlarında vergi kalemleri de peş peşe sıralanıyor. Üstelik söz konusu olan lüks bir tüketim değil. Elektrik!
Buzdolabını çalıştırmak için, çamaşır makinesini kullanmak için, çocuğun ders çalışması için, evin aydınlatılması için, iş yerinin kapısını açabilmek için herkesin mecburen tükettiği elektrik…
Ve vatandaşın önüne şu soru geliyor: Hayatın en temel ihtiyaçlarından biri haline gelen elektrik neden bu kadar ağır bir vergi yükünün altında? Elektrik faturalarındaki bir kalem daha tartışmaların odağına oturdu. Vatandaşın tükettiği elektrik üzerinden alınan Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi’nin belediye geliri olması, “Faturayı ödeyen vatandaş, neden ayrıca belediye vergisi de ödüyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Elektrik faturası yalnızca tüketilen elektriğin bedelinden oluşmuyor. Faturada enerji bedelinin yanı sıra çeşitli vergi ve kesintiler de yer alıyor. Bunlardan biri de Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi (E.H.T.V.)
Üstelik bu verginin nereye gittiği de kanunda açıkça belirtiliyor.
2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 34. maddesine göre belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde elektrik tüketimi bu vergiye tabi. Kanunun 39. maddesi ise elektrik dağıtan kuruluşların tahsil ettikleri vergiyi ilgili belediyeye bildirmesini ve ödemesini öngörüyor.
Yani vatandaşın elektrik faturasında ödediği bu kalem, elektrik şirketinin kendi geliri değil; belediye gelirlerinden biri.
Kanunun 38. maddesinde, imalat ve benzeri özel kullanımlar dışında kalan elektrik tüketimleri için vergi oranı yüzde 5 olarak düzenlenmiş durumda. Burada asıl tartışılması gereken nokta ise şu: Vatandaş zaten elektrik tüketebilmek için yüksek enerji bedeli ödüyor. Bunun üzerine KDV, ardından belediye geliri niteliğindeki başka bir vergi kalemiyle karşılaşıyor.
Vatandaşın faturası kabardıkça belediyelerin bu vergiden elde ettiği gelir de artıyor.
Elektrik artık temel ihtiyaçların başında geliyor. Isınmadan aydınlatmaya, buzdolabından bilgisayara, klimadan su ısıtıcısına kadar günlük hayatın neredeyse tamamı elektrik tüketimine bağlı. Böyle bir ortamda elektrik faturasında yer alan her ek kesinti vatandaşın bütçesini doğrudan etkiliyor.
Üstelik E.H.T.V.’nin belediye geliri olması, tartışmayı daha da büyütüyor: Vatandaşın temel ihtiyacından alınan bu vergi karşılığında belediyelerin vatandaşa hangi hizmeti, ne ölçüde ve hangi maliyetle sunduğu sorgulanmayacak mı?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. E.H.T.V.’nin kanuni dayanağı bulunuyor. Dolayısıyla yalnızca faturada bu verginin yer alması, tek başına hukuka aykırılık anlamına gelmiyor. 2464 sayılı Kanun açıkça elektrik tüketimini verginin konusu yapıyor.
Ancak bu durum vatandaşın verginin nasıl hesaplandığını, hangi tutar üzerinden alındığını ve ilgili belediyeye doğru şekilde aktarılıp aktarılmadığını sorgulamasına engel değil. Çünkü kanunun 37. maddesi verginin matrahını elektrik ve havagazının satış bedeli olarak belirliyor ve matraha gider vergilerinin dahil edilmeyeceğini düzenliyor.
Vatandaş faturayı ödüyor. Peki vatandaşın cebinden çıkan bu paranın karşılığında şeffaflık nerede? Belediyeler bu gelirden ne kadar topluyor? Bu kaynak hangi hizmetlerde kullanılıyor?
Vatandaş, ödediği belediye vergisinin kendi yaşadığı kentte hangi hizmete dönüştüğünü görebiliyor mu?
İşte tartışılması gereken asıl mesele bu.
Elektrik faturası artık vatandaş açısından yalnızca tüketilen elektriğin bedelini gösteren bir belge olmaktan çıkmış durumda.
Enerji maliyetleri yükselirken faturaya eklenen her vergi ve kesinti, dar gelirlinin bütçesine yeni bir yük getiriyor.
Kanun bu vergiyi öngörüyor olabilir. Ancak kanuni olması, vatandaşın bu sistemi eleştirmesini veya “Bu para neden benden alınıyor, nereye harcanıyor?” diye sormasını engellemez. Ve temel ihtiyaç üzerinden alınan her verginin yalnızca tahsil edilmesi değil, nereye gittiğinin de vatandaş tarafından açıkça görülebilmesi gerekir.