Erciyes Üniversitesi’nde başlayacak YÖKAK incelemesi, yalnızca bir akreditasyon süreci olarak değil, aynı zamanda yükseköğretim kurumlarında denetim mekanizmalarının etkinliği açısından da önemli bir sınav olarak görülüyor. Ancak ortada cevap bekleyen sorular bulunuyor: Kamuoyuna yansıyan iddialar, çeşitli şikâyetler ve geçmiş raporlardaki bulgular ne ölçüde incelenecek? Ve en önemlisi, toplumun beklediği şeffaflık gerçekten sağlanabilecek mi?
Yükseköğretim Kalite Kurulu’nun (YÖKAK) Erciyes Üniversitesi’nde gerçekleştireceği kurumsal akreditasyon incelemesine günler kala, Kayseri’de yalnızca akademik kalite değil, denetim mekanizmalarının etkinliği de tartışılmaya başlandı.
Resmî takvime göre üniversitenin eğitim, araştırma, yönetim ve kalite süreçlerini değerlendirecek olan heyetin ziyareti öncesinde kamuoyunda farklı bir beklenti oluşmuş durumda. Vatandaşlar ve bazı akademik çevreler, yıllardır çeşitli platformlarda gündeme gelen iddiaların, şikâyetlerin ve denetim raporlarında yer alan bulguların ne ölçüde dikkate alınacağını sorguluyor.
Üniversitelerin akreditasyon süreçleri normal şartlarda eğitim kalitesinin geliştirilmesi açısından önemli görülüyor. Ancak Erciyes Üniversitesi özelinde tartışmaların odağında yalnızca akademik performans bulunmuyor.
Kamuoyunda uzun süredir dile getirilen çeşitli eleştiriler, CİMER başvuruları ve sosyal medya üzerinden paylaşılan iddialar nedeniyle birçok kişi şu soruyu soruyor:
“Denetim sadece hazırlanan sunumlar ve dosyalar üzerinden mi yapılacak, yoksa kurum kültürü ve yönetim anlayışı da mercek altına alınacak mı?”
Çünkü üniversitelerde kalite kavramı yalnızca yayın sayılarıyla veya akademik başarılarla ölçülmüyor. Şeffaflık, hesap verebilirlik, kaynak kullanımı ve kurumsal güven de artık kalite göstergeleri arasında kabul ediliyor.
Kamu kurumlarında olduğu gibi üniversiteler de düzenli olarak Sayıştay denetimlerinden geçiyor.
Sayıştay raporlarında yer alan bulguların her biri hukuken suç veya yolsuzluk anlamına gelmese de, kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili dikkat çekici tespitler içerebiliyor.
İşte kamuoyunun beklentisi tam da burada başlıyor.
Vatandaşlar, raporlarda yer alan eksikliklerin giderilip giderilmediğinin, tavsiyelerin uygulanıp uygulanmadığının ve kurumsal süreçlerde hangi iyileştirmelerin yapıldığının daha şeffaf şekilde açıklanmasını talep ediyor.
Aksi halde denetim raporlarının yalnızca raflarda kalan belgeler haline dönüştüğü yönündeki eleştiriler güç kazanıyor.
Son yıllarda üniversiteler hakkında yapılan CİMER başvurularının sayısındaki artış da dikkat çekiyor.
Vatandaşların bir bölümü yaptıkları başvuruların yeterince tatmin edici sonuçlar vermediğini öne sürerken, yetkili kurumlar ise tüm başvuruların ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirildiğini ifade ediyor.
Ancak burada ortaya çıkan temel sorun güven meselesi.
Kamuoyunun önemli bir bölümü, yalnızca “inceleme yapıldı” açıklamalarının yeterli olmadığını, denetim sonuçlarının daha açık ve anlaşılır şekilde paylaşılması gerektiğini savunuyor.
Üniversitelerde en çok dikkat çeken alanlardan biri de Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) bütçeleri.
Araştırma kaynaklarının hangi kriterlerle dağıtıldığı, projelerin hangi önceliklere göre desteklendiği ve bütçe kullanım süreçlerinin ne kadar şeffaf olduğu soruları uzun süredir yükseköğretim dünyasında tartışılıyor.
Bu nedenle YÖKAK incelemesinin yalnızca eğitim kalitesine değil, araştırma kaynaklarının yönetimine ilişkin süreçlere de ışık tutması gerektiği yönünde görüşler bulunuyor.
Kamuoyundaki genel beklenti oldukça net:
Hazırlanmış sunumlar, düzenlenmiş dosyalar ve protokol programlarından öte; üniversitenin gerçek işleyişini ortaya koyan kapsamlı bir değerlendirme yapılması.
Çünkü yükseköğretimde kalite yalnızca akademik başarıyla değil, kurumsal güvenle de ölçülüyor.
Şeffaflığın güçlenmesi, hesap verebilirliğin artırılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanımına ilişkin soruların net biçimde cevaplanması, üniversitelere duyulan güvenin de temelini oluşturuyor.